18 Ekim 2021 Pazartesi

James Webb Uzay Teleskobu'nun Adı Değişsin

 James Webb Uzay Teleskobu 'nun Adı Değişsin 


Bu isteğin sahibi bilim insanlarının gerekçesini açıklamadan önce James Webb' in önce kim olduğuna bakalım. 


1992 yılında 86 yaşında vefat eden James Webb,1961'den 1968'e kadar NASA'nın  yöneticiliğini yapmış bir politikacı. .


Webb, görevi esnasında ilk insanlı Apollo uçuşundan hemen önceki Mercury ile Gemini programları arasındaki kritik insanlı uzay lansmanlarına gözetmenlik yaptı ve  Apollo 1 yangını sırasında da NASA'nın ikinci adamıydı. .


2002'de Webb'e saygı ve vefa göstergesi için Hubble Uzay Teleskobu'nun halefi olan yeni teleskobun "Next Generation Space Telescope" (NGST)'ın ismi "James Webb Space Telescope" (James Webb Uzay Teleskobu) olarak değiştirildi.


Webb Uzay Teleskobu maliyeti 10 milyar dolar olup, Hubble' daki gibi görünür ışıkla değil, kızılötesi ışıkla resim çekecek. Hubble 'dan üç kat güçlü ve üç kat uzağı görecek. Işığı değil ısıyı algılayacak. 10 milyar dolar maliyetin ne kadar büyük bir maliyet olduğunu anlayabilmemiz için Dünyanın en büyük ve en karmaşık makinelerine sahip Avrupa parçacık fiziği laboratuvarı CERN' nün 6 milyar dolara mal olduğunu hatırlatalım. 


Peki neden Hubble' ın adı uzay teleskobuna verilirken kimse rahatsız olmadı da, James Webb ismi bilim camiasını ikiye böldü ve rahatsızlık yarattı? Ayrıca bu müthiş teknolojiye neden şaibeli bir isim koymakta ısrar edilir? 


Mayıs 2021'den bu yana, teleskobun yapımında emeği geçen bilim adamları da dahil olmak üzere 1200'den fazla kişi, James Webb Uzay Teleskobu'nun yeniden adlandırılması için çağrıda bulunan bir dilekçeyi imzaladı. 


Sebebi ise, Webb, gey ve lezbiyen federal çalışanların cinsel yönelimleri nedeniyle sistematik olarak işten çıkarıldığı bir zamanda ABD hükümetinde çeşitli liderlik pozisyonlarında bulunuyordu. 


Örneğin, 1963'te bir NASA çalışanın eşcinsel olduğu şüphesiyle işini bırakmak zorunda kaldığında NASA'nın başındaydı. Zaten, 1950 ve 1960'larda Amerika'da eşcinsellere karşı zulümler tavan yapmıştı. James Webb'in her ne kadar kişisel olarak eşcinsellere karşı yapılan zulüme bir katkısının olduğu ile ilgili bir delil olmamış olsa da yönetici olup zulme sesini çıkarmadığı için yapan kadar suçlu olduğunu, 1200 bilim insanı imzaladıkları ortak bildirim ile dile getirdi. 


NASA ise burnundan kıl aldırmıyor. James Webb Uzay Teleskobu'nun adını değiştirmek istemiyor. Webb'in eşcinsellere karşı ayrımcılık yaptığı iddialarını destekleyecek hiçbir kanıt bulunmadığını söylüyor. Ancak bazı gökbilimciler bu araştırmadan şüphe duyuyor. NASA 'nın ısrarıyla yakında piyasaya sürülecek olan James Webb Uzay Teleskobu (JWST) adını koruyacak. 


Duyurulan bu karar çoğu bilim insanını ikna etmeye yetmedi. Çünkü, NASA soruşturmanın kapsamı hakkında bir rapor yayınlamadı. Ayrıca, şeffaflık ilkesine aykırı hareket ettiği için bir çok bilim insanını kızdırdı.


Örneğin, Washington DC'deki Carnegie Bilim Enstitüsü'nden astronom Johanna Teske , "Hayal kırıklığına uğradım. Hangi faktörlerin dikkate alındığını bilmeden, mevcut ismi koruma kararına saygı duymakta zorlanıyorum. Dayatma ile saygı duyulmaz. " dedi. 


Her ne kadar, NASA'nın araştırmayı yöneten baş tarihçi vekili Brian Odom , 30 Eylül 2021'de Nature'a verdiği röportajda, soruşturmanın tamamlanmış olduğunu söylese de bundan sonra önemli gelişmelere isim koyarken daha dikkatli olacağı kesin. 


Çünkü, yöneticiler kurumda olan her olaya verdiği ya da vermediği tepkiden sorumludur. Dünyada taş bittiği için taş devri bitmedi. Kafalar değiştiği için bitti. İşte kafaları değiştirecek bir sonraki çağa insanları hazırlayacak olanlar yöneticiler ve bilim insanları olmalıdır. Bunun için bu tartışmayı kafaların değişmesi adına çok önemli bulduğum, notunu makale çevirmeni olarak yazıya eklemek istedim. 




Çeviri :İnanç Kaya 

Kaynak : https://www.spektrum.de/news/nasa-will-james-webb-space-telescope

16 Ekim 2021 Cumartesi

Hipersonik Yolcu Uçağı Mach 6

 Çin`den Müthiş Bir Teknoloji 

Hipersonik Yolcu Uçağı, Mach-6


Bu haberi verirken neden müthiş bir teknoloji dedigimizi makaleyi okudukca daha iyi anlayacaksınız. Havacılık dilinde Mach ses hizi demektir. Deniz seviyesinde saatte 1227 km`lik hız ses seviyesi olarak baz alınır. Günümüzde kullanılan en gelişmiş yolcu uçaklarının hızı, işte bu ses hızının 0,8 katıdır. Sadece 1996 yılında bir Concorde yolcu uçağı ses hızını aşarak 2160 km hıza ulaşmıştı. 


Çin`in geliştirdiği hipersonik yolcu uçağının hızı ise tam 7.413 km/s ve ticari uçuşları 2035 yılında başlayacak . Pekin Teknoloji Enstitüsü (BIT), South China Morning Post`a yaptığı sunum ve açıklamada uçağın yapılma amacını ve uçağın özelliklerini detaylı bir şekilde anlattı. 


Sunumda gösterilen Mach-6 süpersonik uçağı, 100`den fazla yolcu alabilen bir Boeing 737-700`ün üçte bir uzunluğunda ve on yolcu taşıma kapasitesinde. Concorde süpersonik yolcu jetlerine benzer bir şekli var ve aynı bu uçaklarda olduğu gibi delta kanatlara sahip. Çin konseptli bu süpersonik yolcu uçağında ise, Concorde'un kontrol etmek icin sahip olduğu arkasındaki dikey dengeleyici. uçağın kanatçıklarında bulunuyor ve uçak, gövdesinin üzerine yerleştirilmiş iki jet motoruyla çalışıyor. 


Uçağın yapılma amacı ise, elbette en kisa sürede seyahat edebilme isteği. Önemli ölçüde daha kısa uçuş süreleri sayesinde Çin`den dünyadaki herhangi bir yere bir saat içinde ulaşılabilecek. Pekin (Çin)- New York (ABD) arası yaklaşık 11 bin km ve şuan ki teknoloji ile uçuş süresi 13 saattir. Basında çıkan habere göre bu hipersonik uçak, Mach-6`ya yani ses hızının altı katına ulaşabilecek. 


Şu anda dünyada hiçbir ülkede hipersonik yolcu uçağı yok iken nasıl oldu da Çin böyle bir teknolojiye sahip oldu? 


Çünkü bilim ve teknoloji adım adım ilerler. Hipersonik teknolojiler üzerine oldukça fazla yatırım ve insan kaynakları ayıran Çin hükümeti, hipersonik uçak yapmadan önce, hipersonik silahlar yaptı. Ayrıca Çin, dünyanin en hızlı hipersonik rüzgar tünellerine de sahip. 


Pekin`deki Belhard Üniversitesinden havacılık bilimi ve mühendisliği alanında öğretim üyesi Wu Dafang, Mars ve Ay programlarının tanıtımında da önemli bir rol oynayan Liu Rui`de Çin`in Süpersonik uçak geliştirme ekibinin içinde yer alan müthiş beyinlerdir. Çin`de birden fazla hipersonik rüzgar tüneli olduğunu söyleyen Wu, bu tünellerin dünyada hipersonik araçlar için inşa edilen en güçlü ve gelişmiş test merkezlerinden olduğunu ifade etti. Dolayısıyla bu tünellerle sahip olmak, teknolojileri geliştirme ve deneme açısından açık bir avantaj sağlıyor. Ayrıca bu yarışta geri kalmamak için,  ABD ve Rusya`nın da hipersonik uçaklar üzerine araştırmalar yaptıklarını, kendi modellerinin geliştirilmesi için uğraş verdiklerini de hatırlatalım. . 



İşte bu kadar yatırım ve akıl gücü sayesinde, Çin Hükümeti, 2019'da Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 70. yıldönümünde düzenlenen geçit töreninde, Çin`den ABD'ye on beş dakikadan daha kısa bir sürede ulaşabilen hipersonik bir silahi gururla sunabilmişti. 


Silahın geliştirilmesi sırasında kazanılan bilgiler artık sivil uçaklara akıyor ve teknolojinin gelişmesi inanılmaz bir altyapı ve bilgi birikimi ile devam ediyor. Bu kapsamda hipersonik uçak programı, 2025 yılına kadar tüm kilit bileşenlerinin geliştirilmesini hedefliyor ve 10 yolcu kapasiteli hipersonik uçak filosunun 2035 yılında faaliyete geçmesi planlanıyor. 100'den fazla yolcu içeren hipersonik uçakları da gündemine alan Çin, bunun için hedefini 2045 olarak şimdiden belirledi.



Çeviri : İnanç Kaya

Kaynak : https://www.forschung-und-wissen.de/nachrichten/technik/mach-6-china-entwickelt-hyperschall-passagierflugzeug-13375180

14 Temmuz 2021 Çarşamba

EJDERHA ADAM Yeni mi yoksa uzun zamandır bilinen bir insan formu mu?

 EJDERHA ADAM


Yeni mi yoksa uzun zamandır bilinen bir insan formu mu?


"Ejderha adam" veya "Homo longi", yaklaşık 146.000 yıl önce şu anda Çin'de yaşadığına inanılan yeni tanımlanmış bir insan formunun adıdır. Shijiazhuang'daki Hebei GEO Üniversitesi'nden Ni Xijun ve Ji Qiang ile birlikte çalışan paleoantropologlar, 2018 yılında araştırmacılar, laboratuvara teslim edilen bu kafatasını kullanarak türünü belirlediler. 


Bu tür, Londra Doğa Müzesi 'nden Chris Stringer' a göre, Kuzeydoğu Çin'de Harbin şehrinin çevresinden bulunan buluntu, arkaik ve modern insan özelliklerini gösteriyor. Harbin kafatasının şeklinin ve Paleolitik döneme ait diğer Çin fosil buluntularının istatistiksel bir analizi yapıldı. Bu analiz, anatomik olarak Ejderha adam' ın, Homo sapiens'in şimdiye kadar tanınmayan bir kardeş grubuna ait olduğunu gösterdi. . Tür adı Homo longi'dir. Bu isim, bulunduğu bölgedeki Ejderha nehri Long Jiang'ın adından gelir. 


Son on yılın genetik ve antropolojik bulguları göz önüne alındığında, Ni Ji ve meslektaşlarının vardıkları sonuç şaşırtıcıdır. Zaman ve mekan açısından, kafatasını Denisovalılar zamanı basamağında, sınıflandırmak mantıklı olacaktır. Ne de olsa bu ilk insanlar, Homo longi ile aynı zamanda Asya'daydı .


2010 yılında, Leipzig'deki Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü'nden Svante Pääbo ile birlikte çalışan paleogenetikçiler, bu yeni keşfedilen insan formunun genomunu deşifre ettiler. Daha sonraki çalışmalar ise, Ejderha adam' a ait genlerin, günümüz Asyalıların genetik yapısındaki serpintileri keşfetti . 


İncelen yeni insan formuna ait fosiller, bu kadar büyük azı dişlerine sahip başka hiçbir çağdaş erken insan formunun bilinmediğini kanıtlamak için yeterli. Bu fosiller 250.000 ila 45.000 yıl öncesine aittir.


Kesin konumu olmayan bu fosil kafatasının bulunuş hikayesi 


1933'te Çinli bir işçi, Songhua Nehri üzerindeki bir köprüde inşaat çalışmaları sırasında Harbin kafatasını keşfetti ve bunu evinden çok uzak olmayan bir kuyuya sakladı. Akrabaları, ölümünden kısa bir süre önce fosili öğrendi. Sonuç olarak, parça 2018'de Ji Quiang'ın eline geçti . O zamandan beri Ni, Ji ve ekibi kafatasını inceledi , burun boşluğundaki tortu kalıntılarını analiz etti ve uranyum-toryum tarihlemesi gerçekleştirdi. Toprak örnekleri, fosilin Harbin bölgesindeki Paleolitik katmanlardan gelmiş olabileceğini doğruladı. Radyometrik tarihleme de yaklaşık 146.000 yıllık olduğunu tespit etti. 


Araştırmacılar, Harbin kafatasında günümüz Homo sapiens'in kafa şekline uymayan modern ve arkaik özellikleri belgelediler . Ama aynı zamanda Neandertaller ve Homo heidelbergensis gibi Homo cinsinin diğer temsilcileriyle de kafatası uyumlu değil. Gözlerin üzerindeki belirgin çıkıntılar, kafatasının uzun ve düz şekli ve geriye kalan tek azı dişi dikkat çekici: “Son olarak ve belki de önemli ölçü, korunmuş Harbin azı dişinin şekli ve boyutu, Paleolitik gelenekle çok yakından örtüşmektedir. 


Araştırma grubu, bilgisayar destekli şekil analizinden çok daha fazlasını yaptı. Harbin kafatasının 632 özelliğini belirlediler ve bunları dünya çapında 95 Paleolitik kafatası fosili ve diş özellikleriyle karşılaştırdılar. Sonuç, kemiklerin dört soy topluluğuna bölünebilmesiydi. Bir klad (Klad ya da monofiletik grup, ortak ataları ile onun soyundan gelenlerin oluşturduğu bir organizma grubu demektir.) oluşuyordu 


Homo sapiens , Neanderthal, Homo erectus ve nihayet Harbin kafatası Çin'de keşfedildi. 


Harbin Kafatası ve Xiahe Mandibula Yakından İlişkili mi?


Araştırmacılar ayrıca Xiahe'nin alt çenesini ikinci klad olarak sayıyorlar. Bu fosil, Harbin'den yaklaşık 3.000 kilometre uzaklıktaki Tibet Platosu'nda Baishiya Mağarası'ndan geliyor . Yaklaşık 160.000 yıllık olan sağlam kemik parçasında hâlâ gözle görülür şekilde büyük iki azı dişi var. Ni, Ji ve Stringer, çalışmalarında ""Harbin kafatasının muhtemelen Xiahe'ye benzer şekilde sağlam bir alt çeneye sahip olduğu varsayılabilir." diyorlar. 


Tüm paleoantropologlar yeni bir insan formu tezini desteklemiyor. 


Ji, Ni ve Stringer tarafından yapılan çalışmayla, Asya'nın tarih öncesini ve dünya çapında insan evriminin yeniden inşası için bir başka yapı taşı sağlayan önemli bir fosil değerlendirildi. Ancak kafatası hiçbir şekilde insan evriminde mevcut olan tüm yöntemlerle incelenmedi. Özellikle genetik veya paleoproteomik inceleme halen beklemededir. Ancak, tamamen yeni bir insan türüyle uğraştığımızı varsayarsak, bu önemli olurdu.


Anatomik olarak, özellikle gösterişli azı dişi söz konusu olduğunda, Harbin kafatası bir Denisovalı'yı andırıyor. İçinde genetik tarihin ne olduğu tamamen belirsiz. 


Homo sapiens , Neandertaller ve Denisovalıların genetik yapısı artık nispeten iyi ayırt edilebiliyor. Ancak paleogenetik, farklı insan türlerinin ayrılmasının artık bu kadar keskin bir şekilde sürdürülemeyeceğini de göstermiştir. Bu, özellikle anatomik olarak modern insanlar, Neandertaller ve Denisovalılar birkaç kez birbirleriyle karıştığından ve zaman içinde alt popülasyonlara ayrıldığından, insanların artık türlerden çok insan formlarından bahsetmesinin nedenlerinden biridir. 


Örneğin bugün Asya popülasyonları, genetik yapılarında iki farklı Denisovalı popülasyonunun serpintilerine sahiptir .


Muhtemelen Ji, Ni ve Stringer'in araştırması ve homo longi'nin tanımı paleoantropolojide tartışmaları ateşleyecektir . Ve kim bilir, belki bir DNA veya protein analizi, bunun şimdiye kadar bilinmeyen bir insan formu olduğunu ortaya çıkaracaktır. Bu tür sürprizler paleogenetik ve antropologlar için muhtemelen yeni olmayacaktır.


Çeviri :İnanç Kaya 

Kaynak : https://www.spektrum.de/news/drachenmensch-neue-laengst-bekannte-menschenform/1888939

Kulaklarımız Neden Sırtımızdan Çıkmıyor? Vücut Eksenlerimizin Evrimi

Kulaklarımız Neden Sırtımızdan Çıkmıyor?

Vücut Eksenlerimizin Evrimi: 


Viyanalı araştırmacılara göre: Cnidarians ve insanların son ortak ataları bile bizim şuan yaptığımız gibi ana vücut ekseni sistemini kontrol ettiler. (Cnidarians, büyük çoğunluğu denizlerde, birkaç türü tatlı sularda yaşayan, doku içeren bir türdür. Vücutları radyal simetrilidir. Radyal simetri ise vücuttan diklemesine (yere paralel olarak) geçen tüm düzlemlerin, vücudu eşit iki parçaya ayırmasıdır.) 


Hücrelerin yerlerinin nerede olduğunu ve kendilerine ne olacağını bilmeleri için bir koordinat sistemi gibi bir sisteme ihtiyaç duyarlar. Bu işlev, embriyonik gelişimin çok erken dönemlerinde oluşturulan vücut eksenleri tarafından üstlenilir. Anatomik yapıların doğru pozisyonlarda oluşumunu kontrol eden bu eksenler boyunca düzenleyici genler aktive edilir. Bu sayede vücut, örneğin kulakların sırtta büyümemesini sağlar.


Birçok organizmada, ana vücut ekseni, β-katenin sinyal iletim yolu tarafından düzenlenir. Viyanalı araştırmacılar şimdi bu düzenlemenin orijinal mantığını deşifre ettiler. "Nature Communications" dergisine göre, 650 milyon yıl önce cnidarians ve insanların son ortak atası da ana vücut eksenini kontrol edebiliyordu .


Tüm anatomik yapıların konumlandırılması çok eski bir sürece dayanır. 


Aynı moleküller, memelilerde, deniz kestanelerinde, yumuşakçalarda, böceklerde ve mercanlarda da kullanılmaktadır. Tüm bu hayvan gruplarında, β-katenin sinyal iletim yolu, ana vücut eksenini düzenlerken, BMP sinyal yolu olarak adlandırılan yol ise, ikincil vücut eksenini yapılandırır.


"β-katenin bağımlı eksenel model" oluşumu, eksenel düzenleme için en eski sistem gibi görünmektedir. Viyana Üniversitesi'nden Grigory Genikhovich liderliğindeki bir araştırma grubu, orijinal β-katenin bağımlı eksenel desen oluşumunun nasıl çalıştığını bulmaya çalıştı. 


Bunun için ekip deniz anemonu Nematostella vectensis ile çalıştı. Mercanları, deniz anemonlarını, denizanası, memeliler, deniz kestaneleri, yumuşakçalar ve böcekler radyal simetrik hayvanlar olan tüm Bilateria'nın evrimsel bir kardeş grubuna aittir.


Erken embriyonik gelişimde, her hücre konumuna bağlı olarak farklı yoğunluktaki β-katenin ve BMP sinyallerini algılar. Her hücreye moleküler bir adres ve dolayısıyla embriyodaki uzaysal konumu verilir. Bu adres, her hücrede hangi genlerin aktif veya pasif olduğunu ve gelişim sırasında hangi anatomik yapıların oluşması gerektiğini belirler.


Oral ve aboral yapılar


Spesifik olarak, araştırmacılar, deniz anemonlarındaki β-katenin sinyal yolunun, embriyonun ağız ucunda bir dizi anahtar geni aktive ettiğini buldular. Bu anahtar genler içinde bir hiyerarşi olduğundan ve bazıları diğerlerini engelleyebildiğinden, aktiviteleri zamanla embriyonun farklı bölgelerine dağılır. Genikhovich, "Bu, ana vücut ekseni boyunca bir desen oluşumuna yol açar ve embriyonun oral ve aboral (ağızdan uzağa bakan) yapıları giderek daha fazla şekillenir" dedi. Böyle bir model oluşumu, insanlar gibi omurgalı hayvanların embriyolarında da meydana gelir.


Grigory Genikhovich, "Cnidarians ve Bilateria'nın ortak ataları da dahil olmak üzere hayvanların bu eksen oluşum yöntemini 650 milyon yıl gibi erken bir tarihte kullanmış olduğu sonucuna vardık" dedi.


Çeviri :İnanç Kaya 

Kaynak :  https://www.derstandard.at/story/2000127830675/evolution-der-koerperachsen-warum-uns-die-ohren-nicht-aus-dem

Dünyada Yaklaşık 30 Kişinin Beyninde Çip Var

 Dünyada Yaklaşık 30 Kişinin Beyninde Çip Var


Beyindeki bir çip insanın yok olmasına sebep olabilir mi? 


Dijital uzmanlardan Anders Indset'e göre, "gelecekte insanlık kaybının nedeni bu olabilir." 


İnsan ve makine birleşimi, bir simbiyoz mu? 


Beyinde bir çip ile ilgili ilk denemeler zaten mevcut. Bu bir yandan hastalıklara karşı daha iyi bir mücadele demek öte yandan ise, bize insanlığımızı kaybettirebilecek büyük bir tehlike altında olabiliriz, demektir. 


Bugün kurgunun bilime daha da yakınlaştığı bir zamanda yaşıyoruz. Çünkü gelecek şimdidir. 


Dünyada 30 kişiye şimdiden bir çip yerleştirdi. Bunlardan 28'i , şu anda belirgin bir destek alan fakat oldukça bilinmeyenleri olan Blackrock Neurotech'in teknolojisini kullanıyor .


Son zamanlarda, iki milyarder yatırımcı PayPal kurucularından Peter Thiel ve Christian Angermayer, sessizce NEUROTECH katıldı. Ayrıca 'Neuralink' , Elon Musk 'ın beyin üzerinde çalışmalar yapan prestijli bir projesidir. 


Şimdiye kadar, Neuralink bu tür araştırmalarında bir öncü olmuştu. Örneğin, beyinle simbiyotik olarak çalışması beklenen korteksin dışında yeni bir katman üzerinde çalışmalar. İlk daha önceleri, farelerde, sonra maymunlarda ( YouTube'da hayranlıkla izlenen bir akıl-pong oyunuyla) beynin kontrolünü ele geçirmek gibi olağanüstü başarılar elde edilmişti . Küresel yarış çoktan başladı. Google ve Facebook gibi teknoloji devleri bu yarışa dahil olmak istiyor ve sadece Asyalı meslektaşlarına yetişmek değil, bu alanda lider olmak istiyorlar.


Anders Indset, dünyanın önde gelen iş felsefecilerinden biridir ve uluslararası CEO'lar ve siyasi liderler için güvenilir fikirler sunar. Pratik felsefeye yaklaşımıyla  en çok aranan 'yeni fikir başlatıcılarından' biridir. Norveç'te doğdu , Frankfurt' ta yaşıyor , önde gelen uluslararası işletme okullarında misafir profesör ve Küresel Liderlik ve Teknoloji Enstitüsü'nün kurucu ortağıdır.


Alman teknolojisi öncülüğünde , ilk çipleri zaten yerleştirmiş olan bu şirket, şimdi pazarın lideri rolünü üstlenecek. Sihirli mantarlardan aktif maddelere, psilosibin, ecstasy aktif maddeler MDMA veya ketamin ile insanlığı da "kurtarmak" isteyen Thiel ve Angermayer, kapsamlı bir teknolojik yarışa yön veriyorlar. 


Artık insanlarla ilgili, Kant'çıların "İnsan nedir" sorusu, ister bir madde ister bir teknoloji ile de olsa yanıtlanmalıdır. 


Ancak insan, anlaşılması gereken mutlak ve evrimi bitmiş bir varlık değildir. Kolektifte insanlar hakkında çok fazla bilgi ve veri toplayabiliriz, ancak bireysel olarak insanı anlamada hâlâ yoksunuz. 


Düşünceler nasıl oluşur? Zeka nedir? 


Psikolojik araştırmalara ve eski mistik geleneklere dayalı zihin okuma ve anlama dündü. 


Şimdi de ("seçilmişler" için) BMI / MMI (beyin / zihin-makine arayüzü), BCI (beyin-bilgisayar arayüzü), kullanarak Zihin Okuma. NCI (nöral kontrol arayüzü) veya DNI (doğrudan sinir arayüzü) verileri değerlendirilerek işleyinir. Beyindeki kalıplar tanındığı için, onlara enerjisel dürtüler verilir. Işte asıl hedef de budur. 


Ayrıca bu küçük bir pazar değildir. Beyin arayüzleri pazarının, 2022 yılına kadar iki milyar ABD doları değerinde büyümesi bekleniyor.


Başlangıçta, "Hayatlarımızı daha iyi hale getirmek, Alzheimer ve motor veya duyusal hasar gibi hastalıklarla mücadele etmekle veya patronun bir sonraki Zoom toplantısına odaklanıp odaklanmadığınızı gerçek zamanlı olarak gözlemleyebilmesi gibi " konular ile ilgili bir araştırmayı. 

Ancak, maneviyat düzeyini iyileştirme (örneğin nirvanaya çıkma isteği) veya ulusların olası güvenliği artırma istekleri göz önüne alındığında , bu konuda araştırma yapan tüm şirketlerin ve otorite yapılarının yalnızca 'insanlığın refahını isteme prensibini' ilk sıraya koyup koymayacağı şüphelidir.


Çeviri :İnanç Kaya 

Kaynak : https://m.focus.de/wissen/mensch/denken-aus-der-dose-kostet-uns-chip-im-gehirn-die-menschlichkeit_id_13447563.html

Kuş Beyninin Sırları Açığa Çıktı

Kuş Beyninin Sırları Açığa Çıktı

Araştırmacılar Kuşların Beyinlerini İnceledi.


Şaşırtıcı "kuş zekasının" izini takip eden iki çalışma, bazı kuş türlerinin beyin performansının neden primatlarınki ile rekabet edebilecek düzeyde olduğuna ışık tuttu. 


Buna göre, kuşların beyni, insan beyninin düşünmeden sorumlu bölgesine beklenenden daha çok benziyor. 


Araştırmacılar, kuşun beyninde, memelilerin neokorteksindekine benzer nöronal yapıları ortaya çıkardılar. İkinci bir araştırma ekibi ise, bu alanları corvids'deki bilinçli duyusal algılarla ilişkilendirmeyi başardı.



“Kuş beyinli” diye küçümseme için kullanılan sözde de anlaşılacağı gibi uzun süre kuşların beyinlerinin küçük ve önemsiz olduğu düşünülüyordu. Nedeni ise, beyinlerinin küçük olması ve memelilerin daha yüksek bilişsel yeteneklerinden sorumlu yapılara sahip olmamaları düşüncesiydi. 


Ancak modern araştırmalar, kuşların aptal olmak haricinde, her şey olduğunu etkileyici bir şekilde gösterdi. Özellikle papağanlar ve bazı kuş türleri, son derece karmaşık ilişkileri anlıyor, aletler kullanıyor ve diğer canlılarla empati kurabiliyor. Beyin performansları, en zeki memeliler ile açıkça karşılaştırılabilir düzeyde. 


Nörolojik çalışmalar, kuş beyinlerinin neden bu kadar yüksek performans seviyeleri üretebildiğine dair açıklayıcı ipuçları da sağladı. 


Kuş beyni yüksek sinir yoğunluğuna sahip. Bununla birlikte, memelilerin daha yüksek bilişsel yeteneklerinden sorumlu olan serebral korteksin (neokorteks) tipik yapılarının, kuşlarda görünürdeki eksikliğinin neyle ilgili olduğu belirsizliğini koruyor. Beynimizin bu bölgesi altı katmandan oluşur ve bu katmanlar dik sütunlar halinde düzenlenmiştir. Ancak ilk bakışta, kuşun beyninde yalnızca nöron koleksiyonları olduğu anlaşılıyor. Ancak Bochum'daki Ruhr Üniversitesi'nden Onur Güntürk'ün liderliğindeki araştırmacılar, kuş beyinlerinde memeli beyinlerine benzer organizasyon yapılarının olduğunu göstere bildiler.

Araştırmacılar ilk önce, memeli neokorteksine en çok benzediğine inanılan palyum adı verilen bir kuşun ön beyin bölgesine odaklandılar. Bilim adamları bu alanı ilk önce polarize ışık görüntüleme kullanarak inceledi. Bu sayede bireysel sinir liflerinin ve hizalamalarının gösterilmesi sağlandı. Araştırmacıların bildirdiği gibi, güvercinlerin ve baykuşların beyinlerinin incelenmesi, memeli beynine benzer bir organizasyonu ortaya çıkardı. Palliumda da lifler neokortekse benzer şekilde yatay ve dikey olarak ilerliyor.



Daha sonraki deneylerde, araştırmacılar, beyin dilimlerinde sinir hücrelerinin en ince dallarına kadar taşınan küçük kristalleri kullanarak beynin ince bölümlerini incelediler. Bu sayede, kuşun beynindeki hücre ağını her zamankinden daha hassas bir şekilde kaydedebildiler. Güntürk'ün, "Burada da sinyallerin yukarıdan aşağıya ve tersine aktarıldığı sütunlarda bir yapı ve yatay uzun lifler vardı" diyor. 


Araştırmacılar, sonuçların, kuşların bilişsel olarak neden memeliler ile benzer şekilde yetenekli olduğunun açıklamasının, benzer bir nöro-mimariye sahip olmaları olmaları ile açıklanabileceğini söylüyor.

Kargalar ile yapılan çalışmalar 


Tübingen Üniversitesi'nden Andreas Nieder liderliğindeki araştırmacılar, kargalarda (Corvus corone) bilinçli duyusal algının palyumdaki sinir hücreleri tarafından işlenmeye dayandığını beyin sinyallerini ölçerek göstere bildiler. Bu tüylü beyinlerin inanılmaz yeteneklerinin dayandığı süreçlerin ilk nörobilimsel kanıtı oldu.


Çalışma için bilim adamları iki karga eğitti. Bu eğitim için, kargalara yemeği elde etmek için, ekranda bir uyaran görüp görmediklerini belirtmek için kafalarıyla işaret etmeleri sağlandı. İlk baştaki ekran görüntülerinin net ve parlaklığı ile verdikleri kararlar kolaydı. Çünkü, kuşlara ya açık ışık noktaları sunuldu ya da ekranda hiç uyarıcı yoktu. Ama sonra deney zorlaştı. Araştırmacılar bazı uyaranları o kadar zayıflattı ki, böylelikle kuşların algılama sınırını oldukça zorladılar. Bu durumda bazen kargalar zayıf uyarıcıyı gördüklerini belirtirken, diğer durumlarda olumsuz ifadeyi tercih ettiler. Bu deneyin amacı, kargaların öznel algısını inceleme bilinç süreçlerini anlamaktı. 


Öznel algının imzası


Araştırmacılar bu deney esnasında, kargalarda, implante edilmiş elektrotları kullanarak beyinlerinde neler olup bittiğini kaydettiler. Kargalar optik uyaranlara tepki verirken, araştırmacılar beyindeki tek tek sinir hücrelerinin aktivitesini kaydetti. Kargaların bir şey gördüklerini düşünmeleri durumunda, uyaran sunumu ile davranışsal tepki arasındaki dönemde palyum sinir hücrelerinin aktif olduğu gözlemlendi. Böylelikle, sinir hücrelerinin aktivitesine dayanarak, uyarıcıya göre kargaların hangi öznel deneyimi hissettiğini tahmin etmek de mümkün oldu. 


Nieder, "Öznel bir bileşen olmadan görsel izlenimleri temsil eden sinir hücreleri, sürekli bir görsel uyarana her zaman aynı şekilde yanıt vermelidir. Öte yandan, sonuçlarımız karga beyninde daha yüksek işlem seviyelerinde sadece sinir hücrelerinin öznel deneyimden etkilendiği sonucuna vardık."dedi. 


Her iki çalışma da, memelilerde ve kuşlarda bilişin altında yatan benzer yapı ve süreçlerin nasıl geliştiği sorusu gündeme geliyor. 


Bilim insanları, temel unsurların her iki gelişim çizgisinin, yaklaşık 320 milyon yıl yıl öncesinden ortak atalar ile zaten mevcut olduğunu söylüyorlar. Buna ek olarak, bağımsız bir şekilde benzer yapılara ve becerilere yol açan paralel bir gelişmenin yaşanmış olmasının da mümkün olduğunu söylüyorlar. 


Nieder, "Canlıların her ne kadar farklı yapıda beyinleri de olsa, her halükarda bilinçli olarak deneyimleme yeteneğine sahip olabilirler. " sonucuna vardıklarını söyledi.


Çeviri : İnanç Kaya 

Kaynak : https://www.wissenschaft.de/umwelt-natur/geheimnisse-des-vogelhirns-aufgedeckt/

8 Temmuz 2021 Perşembe

Hayvanlar ve İnsanlardan Melez Yaratıklar Üretmek

 Hayvanlar ve İnsanlardan Melez Yaratıklar Üretmek 


Kimeralardan bahsediyoruz. 


Tıp ve biyolojide kimera, genetik olarak farklı hücrelerden veya dokulardan oluşan ve yine de tek tip bir bireyi temsil eden bir organizmaya verilen addır. Böyle bir kimerik organizmanın farklı hücreleri, farklı döllenmiş yumurta hücrelerinden gelir.  Farklı hücrelerin aynı türün bireylerinden mi yoksa farklı türlerden mi geldiği tanım için önemsizdir. Kimera olabilmek zaten mozaikten ayrılmak demektir. 


Uzun bir süre sadece efsanelerde veya fantezi hikayelerinde hayvan-insan melezi varlıklar vardı. Şimdi ise kimeralar araştırma laboratuvarlarında da gerçek oldu. 


İnsan hücreleri veya organları olan fareler, koyunlar, inekler ve domuzlar uzun süredir zaten yaşıyor. Ancak şimdi araştırmacılar yeni bir sınırı daha aştılar: Maymunlardan ve insanlardan alınan hücrelerden bir embriyo yarattılar. Bu buluş tıbben ne anlama geliyor ve hangi etik soruları gündeme getiriyor?


Doğada kimeralar (iki türün genomuna sahip varlıklar) bir istisnadır. Kural olarak, biyolojik farklılıklar, iki farklı türden hayvanların birbirleriyle çiftleşmesini engeller. Örneğin eşekler ve atlarda olduğu gibi. Yinede bir çiftleşme olursa, yavrular genellikle kısır doğar. Ancak modern genetik mühendisliği ve biyotıp yöntemleriyle bu tür doğal engellerin üstesinden kolaylıkla gelinebilir.


Kimeraları nasıl yaratırsınız?


Bilim adamları, 1970'lerden beri dünyanın dört bir yanındaki laboratuvarlarda kimera yaratmayı deniyorlar. Bunu yapmak için, ya bir hayvandan alınan kök hücreler genç bir hayvana ya da başka bir türün yetişkinine implante ediliyor. Aynı zamanda daha erken bir müdahale yapılması için üçüncü bir yöntem olarak, embriyoya işlem yapılıyor. 


Araştırmacılar, erken embriyonik aşamada ki müdahale için, yeni döllenmiş yumurta hücresine yabancı kök hücreler enjekte eder. Bu hücreler daha sonra "konakçı" hücreleriyle birlikte büyür ve her iki türden hücrelerin karıştığı bir varlık ortaya çıkar.



Ancak bu tür kimerik üreme uzun zamandan beri sadece hayvan türleri arasında gerçekleşmiyor, laboratuvarlarda insan ve hayvan melezleri de üretiliyor. 


2003 yılında Nevada Üniversitesi'nden Esmail Zanjani ile çalışan araştırmacılar koyun embriyolarına insan kök hücreleri eklediler ve sonuçta yüzde 15'e kadar insan hücresi içeren sağlıklı kuzular elde ettiler. 


Şimdiye kadar duymamış olsanız da, insan böbrekleri olan fareler, insan organları olan domuzlar ve hatta beynine insan kök hücreleri enjekte edilen maymunlar zaten var. Hatta, 2013'te bilim adamları, beyinlerinde insan hücreleri bulunan farelerin aslında normal durumlarından çok daha fazla öğrenme yeteneğine sahip olduklarını ilk kez gösterdiler.


Peki bu deneylerin amacı nedir? 


Bu tür deneyler, savunucularının iddiasına göre, kendi başlarına bir amaç değil, daha çok, biyomedikal araştırmaları ilerletmek içindir. 


Çünkü bugüne kadar pek çok hastalık özellikle hayvanlar üzerinde iyi araştırılamamaktadır. Hayvan organizmaları ve dokuları, insan fizyolojimizdeki temel özelliklerden veya süreçlerden yoksun olduğundan, kanser, Alzheimer ve diğer birçok rahatsızlık, hayvan modelleri kullanılarak ancak kısmen izlene bilinir. Dolayısıyla, sadece insan dokuları ve hücreleri olan kimeralar, tedavi arayışlarını istenilen hızda ilerletebilir.


İnsan hastalar için yedek organlar yetiştirmek için bu tür kimeraları kullanmak da ileride mümkün olacak. Örneğin, bir domuzda, bir insan alıcı için kalp, böbrek veya karaciğer, uygun insan dokusu özellikleri ile büyüyebilir.


Etik midir? 


Ancak insan-hayvan kimeraları teorik olarak ne kadar faydalı olursa olsun, yaratılışları önemli etik soruları gündeme getirir. 

ABD'li yazar ve biyoteknoloji eleştirmeni Jeremy Rifkin, daha 1980'lerde, "Kimerik teknolojiyle, bilim adamları, türümüzün parçalarını hayvanlar aleminin geri kalanına dağıtarak veya diğer türlerin parçalarını kendi genomumuzla birleştirerek, kendimize yeni insan alt türleri ve süper insanlar yaratarak - evrimsel tarihi yeniden yazma gücüne sahiptirler. Biyolojik bir rönesansın ön saflarında mıyız yoksa yok oluşumuzun tohumlarını mı ekiyoruz?"" diyerek uyardı. 


Etik sorulardan biri, insanlarla hayvanlar arasındaki sınırla ilgilidir. Böyle bir kimera ne zaman hâlâ bir hayvandır ve ne zaman bir insandır? Bir domuz insan organlarını taşıyorsa, sadece insan için tıbbi bir yedek parça stoğu mudur? Peki ya beyinlerinde hücrelerimizi taşıyan hayvanlara ne demeli? Böyle bir kimeranın bir kişilik ve hatta bir insan olarak kabul edilmesi için ne kadar zeki olması gerekiyor?


Bu sorular, maymunlar ve insanlardan oluşan kimeralar için özellikle daha çok geçerlidir. Çünkü, birçok özellik ve yetenekte zaten bize benzer ve aynı zamanda en yakın akrabamızdır. Alman Etik Konseyi, 2011 yılında bu tür kimeraları etik dışı olarak sınıflandırdı. Eğer maymunlardan ve insanlardan kimerik embriyolar yaratılırsa, artık hayvan mı yoksa insan mı olduklarını ayırt etmenin mümkün olamayacağı melez varlıklar ortaya çıkabilir. Ancak yine de bazı ülkelerde, bu tür karışık embriyoların yaratılması üzerine birkaç yıldır araştırmalar yürütülmektedir.


Şimdi bir ABD-Çin araştırma ekibi ilk kez, uzun kuyruklu makaklardan (bir maymun türü) ve insanlardan kimerik embriyolar yarattılar. Bir dişi maymunun, doğal döllenmesinden altı gün sonra insan kök hücrelerinin enjekte edildi. Kök hücrelerin, daha sonraki gelişimlerini ve çoğalmalarını takip edebilmek için floresan genlerle işaretleme yolu izlendi. Bu karışık embriyolar 19 gün boyunca büyüdü ve her iki türün hücreleri çoğaldı ve embriyonik dokunun ilk preformlarına dönüştü.


Araştırmacılara göre 13. günde, yani rahme bir embriyo implante edildiğinde, insan hücreleri embriyoların yaklaşık yüzde 7,8'ini oluşturuyordu. Ancak kimeralar normalden daha yavaş gelişti ve 19. günde sadece üçü hayatta kaldı. Bilim adamları daha sonra deneyi etik nedenlerle sonlandırdı.


Organ ıslahı için önemli bulgular…


Yine de ürettikleri kimeralarında büyük bir ilerleme görüyorlar. ABD'deki Salk Biyolojik Araştırmalar Enstitüsü'nden Juan Carlos Izpisua Belmonte liderliğindeki ekibe göre, hibrit varlıkların bu aşamaya kadar başarılı bir şekilde gelişmesi, ilk kez bu tür kimerik embriyoların maymunlardan ve insanlardan nasıl yaratılabileceğini gösteriyor. 


Izpisua Belmonte, "Tarihsel olarak, bu tür hayvan-insan kimeralarının üretimi, düşük verimlilik ve insan hücrelerinin ev sahibi türlere yetersiz entegrasyonundan muzdariptik" diyor. Araştırmacı, "Eğer şimdi maymunlar ve insanlar gibi yakından ilişkili türlerin kimeralarını daha yakından inceleyebilirsek, o zaman, evrimsel engellerin üstesinden gelmenin yollarına dair önemli içgörülerde bulunabiliriz" diyor. 


Bununla birlikte, çoğu bilim insanı, özellikle etik bir bakış açısından, embriyo kimeralara eleştirel bir bakış açısıyla bakıyor. Tek tek insan dokularının veya organlarının hayvanlarda büyütüldüğü deneylerin aksine, karışık embriyolarda insan hücre hatlarının gelişimi asla kontrol edilemez. Bu deneyler, kısmen insan beynine sahip veya cinsel organları karışık hayvan-insan germ hücreleri üreten varlıklar yaratabilir.


Göttingen'deki Alman Primat Merkezi'nden Rüdiger Behr, "Şu anda kimerik maymun-insan embriyolarının uterusa transfer edildikten sonra nasıl gelişeceği hâlâ bilinmiyor" diyor. "Burada, beyin, testisler ve yumurtalıklar da dahil olmak üzere tüm organların maymun ve insan hücrelerinden oluştuğu gerçek melez varlıkların ortaya çıkma olasılığı var." 


Belkide bu deneyler kendi sonumuzu hazırlıyordur. 


Çeviri : İnanç Kaya 

Kaynak :  https://www.wissen.de/chimaeren-mischwesen-aus-tier-und-mensch

Venüs'te Yaşam İzleri Bulundu

  Venüs'te Yaşam İzleri Bulundu 450 dereceden fazla sıcaklığı bulunan, güneş sisteminin yaşama en düşman gezegeni Venüs`te, nasıl olurda...