30 Nisan 2020 Perşembe

BİZDE OLMAYAN FAKAT ÖTEKİ CANLILARIN SAHİP OLDUĞU OLAĞANÜSTÜ 10 DUYU


Bizim beş duyu organımızla algıladıklarımızın dışında, çok ilginç ve olağanüstü duyu organlarına sahip canlıların olduğunu bilmek çok şaşırtıcı. Halbuki bizler, uzun süre insanoğlunun en mükemmel yaratıklar olduğunu sanıyorduk. İşte bu yargınızı değiştirecek bir yolculuğa çıkacağız şimdi. Çiçeklerin ilk bakışta gördüğümüzden daha renkli, tuhaf şekli olan burunların genellikle çok yararlı olduğu, bitkilerinde duygulara sahip olduğunu kısacası duyusal algı dünyasında hiçbir şeyin tuhaflık olarak karşılanmadığı bir alana gireceğiz. Hazırsanız, başlayalım….



1) Bal arıları ve yaban arılarının gözleri bizim gördüklerimizden farklı olarak ultraviyole ışınlarını da algılar. Kafasının iki yanında petek gözlerinin yanı sıra başının üstünde de üç tane nokta gözleri vardır. Bu gözlerle, uzaktaki bir cismi 60 kere büyütülmüş şekilde görürler. Ultraviyole ışınlarını algılayabilmeleri demek, daha yüksek frekanslardaki ışığı algılayabiliyorlar, demektir. Sadece bu özellik bile arılara biyolojide yepyeni bir dünya açar. Çünkü birçok bitki, sadece bu dalga boyu aralığında görülen desenler ve renk varyasyonları gösterir. Bu da çiçek tozlayıcı arılar için ek bir bilgi demektir. Çoğu çiçek, ultraviyole aktif renk şeridi ile böcekleri nektarlarının olduğu yerlere doğru yönlendirir.


2) Polarize ışık gözlerine sahip olanlar. Biyolojik olarak tıpkı ultraviyole ışın algısına benzer bir işleve sahiptir, ancak fizyolojik olarak bu ek bilgileri algılamak biraz daha karmaşıktır. Ilk defa duyanlar için polarize, görüntüde yansıma ve parlamayı kesen bir filitredir. Örneğin yağmurdan sonra tekrar çıkan güneşin suda veya zeminde parlamasının, ayna görevi görüp gözü yanıltmasının önüne geçer. Böcek gözleri işte polarize ışık için mükemmeldir. Canlı gözlerinde ışığa duyarlı molekülün adı rodopsindir. Rodopsin, retinada da bulunan morumsu-kırmızı ışığa duyarlı bir pigmenttir. Böceklerde rodopsin molekülüne gelen ışıklar bizde olduğu gibi rastgele karışmaz. Böceklerde her duyusal hücre belirli bir polarizasyon yönünü algılamayı tercih eder. Peki bu hücreler hangi polarizasyon yönünü algılamayı nasıl tercih ediyorlar diyecekseniz, olay çok basit. Yerin manyetik alanına tam olarak dik polarize edilmiş ışığı en iyi emiyorlar. Kısacası oldukça gelişmiş görme yetenekleri ile arılar, ufuk çizgisini görebiliyor, bunu baz alarak yollarını buluyorlar. İşte bu yetenekleri sayesinde de karıncalar ve arılar, hızla ve kolayca eve dönüş yollarını bulabiliyorlar. Ahtapotların ve bazı örümcek türlerinin de polarize ışığı emen özel gözlere sahip olduğunu da ek bir bilgi olarak söyleyebiliriz.


3) Dokunma Hissine Sahip Bitkiler, Venüs sinek kapanı bitkisi bir diğer adı da sinekkapan bitkisi buna iyi bir örnektir. Bu bitki yapraklarının iki ucunda yer alan üçgen şeklindeki üçer tüyün, fiziksel uyarımları elektriksel uyarılara  dönüştürebilme özelliği olduğudur. Avını yaprak üzerindeki hareketi ile bitkinin elektrik mekanizmasını kullanarak yakalar. Böcekler ile beslenmesinin sebebi minerallerden yoksun bir toprakta yaşadığı için bitki köküyle alamadığı besini evrimleşerek kapan ile avlama sayesinde almaktadır. Dokunma hissini o kadar geliştirmiştir ki, her dokunuşa tepki vermez. Avının uygunluğu, büyüklüğü, hassas antenlerine dokunuş sayısı ve zamanına kendi karar verir. Bu dokunma hissinin nasıl çalıştığı henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Bununla birlikte bitkinin azot eksikliğini gidermek için bu şekilde azotlu besinleri kullandığı sanılmaktadır. Bitkinin istediği kriterlerdeki avı geldiğinde saniyede on metre hızla ilerleyen kapaklarını kapatır.


4) Ortamdaki en ufak karbondioksit değişimini hissetme: Yayın balığı için avının kendini ne kadar iyi kamufle ettiğinin hiçbir önemi yok. Onu bulması için avının sadece nefes alması yetiyor. Çünkü her hayvan küçük karbondioksit ve proton izleri bırakır. Platosus cinsi mercan yayın balığı işte avını gözüne kestirdiğinde sudaki karbondioksit konsantrasyonundaki en küçük değişikliği bile hissedecek duyular geliştirmiştir. Balıklar gece avcılarıdır ve çoğunlukla deniz tabanındaki solucanları yerler. Dolayısıyla görme duyuları onlara çok az bilgi verir ve onlarda solucanların ufacık miktarda bile olsa yaydığı solunum gazlarının farkına varırlar. Yayın balıkları hassa duyularını takip ettiğinde avının bunun için hiçbir kaçış şansı olmaz.


5) Yankı`yı hissetme ve üç boyutlu görüntüsünü oluşturma yeteneği : Tahmin ettiğiniz gibi yarasalardan bahsedeceğiz..Yönlerini bulmak için yüksek titreşimli ses dalgaları gönderirler. Tüm yarasa ve meyve yarasa türlerinin yarısı avını ve uyku yerlerine giden yollarını bu şekilde bulurlar. Geri gelen ses dalgalarından nesnenin ya da canlının gerçekte olduğu gibi görüntüsünü oluştururlar. Kulakları, sesi mümkün olacak en iyi şekilde yakalamak için özel olarak şekillendirilmiş, gibidir. İşitme sistemleri o kadar hassastır ki yarasalar bir kilohertzin on binde biri kadar olan frekans farklarını bile algılar. Kilohertz, bir saniyede bin titreşimi olan elektromanyetik dalga boyu ölçüsü birimidir. Çoğu insanın inançlarının aksine, tüm yarasa çağrılarını duyacak hassasiyette kulaklarımız yoktur .


6) Koku duyuları ile hiç görmedikleri, atalarının yaşadığı yeri bulma : Bahsettiğimiz hayvan Somon balığı. Somon balığının hayatı sıra dışı hayatlara verilecek en güzel örneklerdendir. Tatlı sularda doğarlar. Irmaklarda tatlı sularda başlayan yaşantıları yetişkin olana kadar bir yıl bu sularda devam eder. Yetişkin olduktan sonra denize göç etmek için yolculuğa başlarlar. Bu yolculukta şelalelere tırmanıyorlar. Akıntılara karşı ters yüzme bile onları durduramıyor. Göç esnasında tatlı sularda doğmuş olsalar bile, vücutları sıra dışı dönüşümlerle fizyolojileri tuzlu suda yaşayacak şekilde değişiyor. Binlerce kilometre süren bu yolculukları sonucunda ebeveynlerinin yetişkin olarak yaşadıkları sulara kavuşmuş oluyorlar . Somon balıkları o kadar sıra dışıdır ki, kendi doğdukları nehire hatta nehrin hangi kolunda doğdular ise oraya geri dönerek yumurtalarını bırakarak yaşamlarına son veriyorlar. 1954`te araştırmacılar, balıkların binlerce nehir ve akarsular arasında kendi doğdukları nehri hissetmek için koku duyularını kullandıklarını saptadılar. Somon balığını bu kadar etkileyici hassasiyette koku duyularına sahip olmasını sağlayan moleküller nelerdir? Çoğu kanıt amino asitleri gösteriyor. Amino asitlere diğer hayvanlarda güvenir. Örneğin alabalık derisindeki amino asit algısı sayesinde en ufak bir ortam değişikliğini algılar. Aynı zamanda insan derisinde de büyük miktarda bulunur. Balıkçı avlandığı sularda elini yıkadığında, insandaki amino asit kokusunu alan balıklar diğer balıkları uyarır.


7) Kök uçlarını kullanarak akrabalarını tanıma : Bitkilerin en hassas duyu organları muhtemelen kök uçlarıdır..Bitkiler kök uçları sayesinde sadece yabancı türleri ayırt etmez aynı zamanda da yakın akrabalarını tanırlar. Akrabalarına, yabancı bitkilere davrandıkları agresif rekabet davranışlarını sergilemezler. Hatta kendi köklerini genetik olarak birebir aynı olan öteki bitkiden ayırt edebilir. Peki bunu nasıl yapıyor? Yapılan araştırmalara göre, bu yetenek büyük olasılıkla kökler tarafından salınan bazı maddelerin saptama yapması sonucu olduğu düşünülüyor. Örneğin çilek ve bezelye kökleri toprak altında yabancı kökler ile karşılaştığında büyümeye ve onların alanlarını işgal etmeye devam ediyor. Fakat kendileriyle genetiği aynı olan akrabalarıyla karşılaştıklarında hemen köklerinin büyümesini durduruyor, alan işgali yapmıyor. Daha da ilginç olan ise bitkinin kendisini nasıl tanıdığıdır. Deneyler,bu tanımada çözünür bir maddenin de rol oynadığını, ancak temel olarak farklı bir mekanizmaya göre bu sistemin çalıştığını göstermektedir. Bazı bitkiler döngüsel olarak farklı miktarlarda madde salabilir. İşte bu miktar ve madde bitkinin kendi spesifik ritmini tanımasına yardımcı olmuş olabilir. .


8) Yan ya da kenar organına sahip olmak : Balıklar ve amfibiler su hareketlerini algılarlar. Bu uzaktan bir tür dokunsal bir duyudur. Sudaki hayvanlar için özellikle de su bulanık veya ışığın geçmesine izin vermeyecek derinlikte ise balık sürüsü yanal çizgi organları ile hareketlerini koordine ederler. Eğer bir balık yön değiştirirse komşu balık suyun basıncındaki değişikliği fark eder ve kendini ona göre hizalar.


9) Dünyanın manyetik alanını algılayabilme : Kuşların ve kaplumbağaların dikkat çekici yön bulma yetenekleri, dünyanın manyetik alanını algılaya bilmelerine dayanır. Birçok canlı aynı şekilde manyetik alanları algılıyor olduğu halde birçok durumda bunu nasıl yaptıklarını hala bilmiyoruz. Manyetik alanı algılayabilme becerisi her canlıda farklı bir yöntemledir, insanlar ise pusula yardımı ile yönlerini bulur. Manyetik duyu neredeyse hiç araşırılmamıştır. Ancak kuşların gözlerinde bulunan gelişmiş bir sistem sayesinde ışığa bağlı olarak manyetik alanı algılayabiliyor. Deniz kaplumbağaların da da benzer şekilde manyetik alan algılama hissi olduğu biliniyor. Ayrıca inekler, tavuklar, tilkiler ve böceklerde de bu yeteneğin olduğu dile getiriliyor. Yinede çoğu hayvanın hangi yöntemi kullandığı hakkında fazla bir bilgi henüz yok.


10) Yıldız burunlu köstebeklerinin çok özel dokunma hisleri: Muhtemelen dünyadaki en garip duyu organı, yıldız burunlu köstebeklerin burunlarıdır. Silindir gövdesi üzerinde kısa sivri bir kafa ve kafanın üzerinde 22 adet parmak şeklinde cilt uzantısı bulunur. Bunlar, potansiyel av hayvanlarının izlenebildiği ve bir saniyenin kesirleri içinde atak yapabilen dokunsal organlar olarak işlev görür. Hareketler o kadar hızlıdır ki insan gözü o anı takip edemez. Özel kameralarla yapılan son ölçümler bir yıldız burunlu köstebeğin saniyede onüç potansiyel ava dokunabileceğini ve inceleyebileceğini gösterdi. Oldukça hassas uzantılar, avlarının kas hareketi sırasında ortaya çıkan elektriksel impulsları algıya bildikleri elektro reseptörler olarak işlev gördüğü anlaşıldı.


Çeviri : İ.Kaya
Kaynak : https://www.spektrum.de/wissen/10-aussergewoehnliche-sinne/1289498

KELLİK İLE VÜCUT YAPISI ARASINDA BAĞ BULUNDU

Genetik çalışmaya göre, saç dökülmesi ve kellik, daha çok ufak cüsseli erkekleri etkiliyor,

Araştırma, Almanya Bonn Üniversitesine ait. Kellik ve saç dökülmesi özellikle erkeklerin korkulu rüyasıdır. Yaş ilerledikçe saç tellerinde incelme ve dökülme başlar. Bilim insanları, neden saçların döküldüğünü kesin olarak bilmiyor fakat çalışmalara göre şimdiye kadar en önemli sebep diye gösterilen erkek cinsiyet hormonu testosteronun bundan sorumlu olmadığını tespit ettiler. Bunun yanı sıra, saç dökülmesinin en önemli sebepleri arasında tiroid, bağırsak sorunları ve genetik yatkınlık olduğu ifade ettiler..

Bonn Üniversitesi araştırmacıları kelliğin sebebi ve çözümü için toplamda 20 bin denek ile çalıştı. İncelenen 20 bin denekten erken saç dökülmesi olan erkeklerin diğerlerine göre prostat kanseri ve kalp hastalığına yakalanma olasılıklarının daha yüksek olduğunu tespit ettiler. Ayrıca ilk defa hangi genlerin saç dökülmesinden sorumlu olduğu ve hangi fiziksel özelliklere sahip olanların kellik sorunundan daha sık muzdarip olduğu araştırıldı.

Nature Communications dergisinde yayınlanan araştırmada 20 bin kişi kellik risk faktörleri açısından incelendi. Çalışma ekibi başkanı Stefanie Heilmann-Hambach ve ekibi, deneklerini toplamda 7 ülkeden seçtiler. Bu konuda bugüne kadar yapılan en büyük genetik araştırmaya katılan 20 bin denekten yarısının saçları tam ve dökülme sorunu yaşamayanlar, ikinci yarısı ise saç dökülmesinden muzdarip olanlardı.

Heilmann-Heimbach ve ekibindeki bilim insanları, genleri analiz ettiklerinde, insan genomunda erken saç dökülmesi riskini artıran toplamda 63 gen değişikliğini tespit ettiler. Saçın dökülüp dökülmemesin de önemli faktörleri olan gen değişikliklerinde bazıları şöyle,.

1)Saç foliküllerinin hücre yapısı ve özellikleri

Sac folikülleri diğer adı saç kökleridir. Saçın içinde büyüdüğü yapıdır. Bu yapı yağ üreterek deriyi ve saçı yağlandırır.

Başka bir önemli gen değişikliği ise kafa derisindeki bağışıklık ve yağ hücrelerinin özellikleridir.

Bu faktörler saçınız ile ilgili memnuniyet yaşayıp yaşamayacağınızı belirler.

Buna ek olarak, çalışma sonuçları saç dökülmesinde sadece gen varyantlarının sorumlu olmadığını gösteriyor. Saç dökülmesi aynı zamanda kişinin fiziksel özellikleri ve hastalıklarla da bağlantılıdır.. İşte bu sonuçlar, araştırmanın en ilgi çeken kısmını oluşturuyor.

Kelliğe sebep olan gen varyantlarından olumsuz etkilenen fiziksel özellikler arasında en dikkat çekici olanlar, ergenliğe erken girenler ve vücut boyu ortalamasının altında olan kişilerdir. Ayrıca, açık tene sahip olma ve kemik yoğunluğu fazlalığı da saç dökülmesini etkiliyor.

Çalışma, erken saç dökülmesinin, diğer hastalıkların hangi süreçlerinden birebir sorumlu olduğunu göstermez. Bunun cevabını bulmak için daha kapsamlı başka bir araştırma yapmak gerekir.


Çeviri : İ.Kaya
Kaynak : https://www.forschung-und-wissen.de/nachrichten/medizin/haarausfall-und-glatzen-treffen-laut-genstudie-bevorzugt-kleine-maenner-13373397

Dünyadaki En Nadir Kan Grubu, Altın Kan

Dünyadaki En Nadir Kan Grubu: Altın Kan

Dünyadaki en nadir kan grubu sadece 43 kişide tespit edilmiştir. Bu kan grubu çok nadir olduğu ve aynı zamanda mükemmel donör kanı sayıldığı için halk dilinde “altın kan” olarak adlandırılır. Bugün dünyadaki yaklaşık 7.8 milyar insandan sadece 43’ünün altın kana sahip olduğu sanılmaktadır.


Almanya’da, AB0 olarak adlandırılan sistem esas olarak kanı sınıflandırmak için kullanılır. İnsanlarda en önemli kan sistemi, kan hücrelerinde benzer 50 yüzey protein grubunu hassas bir şekilde analiz etmek için kullanılabilen Rhesus sistemidir. “Rh” kısaltması, kan grubunun yanına yazılır. AB0 kan sistemine benzer şekilde, Rhesus sistemi de pozitif veya negatif (Rhesus pozitif, Rh+ veya Rhesus negatif, Rh-) gibi terimlere sahiptir. Aranan protein karşılık gelen kan hücrelerinde varsa, Rhesus faktörünün pozitif olduğu söylenir; bu eksikse Rhesus faktörü negatiftir. Kan, Rhesus sistemindeki 50 yüzey proteininin hepsinden yoksunsa, resmi olarak Rh sıfır grubundandır ve dünyadaki en nadir kan grubu diye adlandırılır. AB kan grubu, AB0 dağılımında en nadir görülen gruptur. Tüm dünyada %1 kadar bulunur.



Rhesus faktörü burada sıklıkla verilir, ancak bu 50 proteinin tümünü değil, sadece D antijenini ifade eder. Dünya nüfusunun yaklaşık %15’inde bir D antijeni olmadığından, AB kan grubu en nadir kan türüdür. Bununla birlikte, altın kan ile karşılaştırıldığında, diğer 49 yüzey proteininin tümü pozitif bile olabilir. Altın kanda ise bu 50 yüzey proteinin hiçbir karşılığı yoktur. Bu da çok özel bir durumdur.

Kan Grubu Dağılımı:

AB negatif  %,1
B negatif %2
AB pozitif %4
0 negatif %6
A negatif %6
B pozitif %9
0 pozitif %35
A pozitif %37
0 Rh-null %0,0000006
Karşılaştırma için: 0 Rh-null, 180 milyon kişide sadece bir kez görülür. Bu, dünya nüfusunun sadece yüzde 0.0000006’sını oluşturur. Piyangodan ikramiye kazanmaktan çok daha az bir olasılık içerir. Çünkü piyangoda ikramiyeyi kazanma şansı 140 milyonda 1’dir…

0 Rh-null kanı olan insanlar mükemmel bağışçılardır. Altın kan antijen içermediğinden, bu kan grubuna sahip insanlar tıpta mükemmel kan donörleri olarak kabul edilir. Altın kanın aslında kan naklinde kullanılması mükemmel sonuçlar verdiği hâlde, çok çok nadir olduğu için mümkün değildir

Çeviri: İ.Kaya
Kaynak:forschung-und -wissen.de

28 Nisan 2020 Salı

Gözümüzün Önünde Evrim Geçiren Kertenkeleler,

Düşünün, hızla dönen rüzgarların oluşturduğu güçlü fırtınaların ortasında bir ülkede yaşayan küçük bir kertenkelenin çaresizliğini. Tutundugu yerden koparılıp fırtınayla birlikte sürüklenip, o hızla bir yere çarparak ölecek. İşte bu trajedi Karayipler'de yaşayan kertenkelelerin sıklıkla karşılaştığı bir durum.









Bu soruna karşı Karayip kertenkelelerinin kalıcı bir evrim geliştirdiğini ve bunun gelecek kuşaklarına gen aktarımını etkileyecek kadar önemli olduğunu söyleyebiliriz. Araştırmanın sahibi Saint Louis`deki Washington Üniversitesi`nden Colin Donihue ve ekibi. Peki bu kertenkeleler bu sorunlarına çözüm için nasıl bir taktik geliştirdiler? sorusunun cevabı ise kertenkelelerin ayaklarındadır. Tutundukları yüzeyde rüzgara karşı daha dayanıklı bir tutunma sağlamak için ayak parmaklarında daha büyük yapışkan alanlara sahip olmayı başardılar. Özellikle kasırgaların çok sık olduğu adalardaki kertenkeleler üzerinde araştırma yapan ekip Karayipler ve Bahama adalarında 188 farklı anolis türü kertenkeleyi incelediler.

Anolis tipi kertenkeleler, Amerika'ya özgü iguana kertenkeleleri ailesinden bir cinstir. Dünyanın en zengin tür çeşitliliğine sahip anolisler, toplamda 425`ten fazla tür ile amniyot tertapod cinsini temsil ederler. Karayipler ve Bahama adalarındaki bu canlıları yine aynı türdeki başka adalarda ki kertenkeleler ile karşılaştırdılar.

Ortaya çıkan sonuç ise, kasırgaların sıkça yaşandığı adalar özellikle Karayipler`deki kertenkeleler üzerinde kalıcı bir evrim etkisi olduğudur. Burada yaşayan Anolis cinsi kertenkelelerin ayak parmaklarında fırtınaya karşı yüzeye tutunma kuvvetini artıran yapışkan yüzeylerin cok daha fazla olduğu gözlemlendi. Dolayısıyla araştırmacılar, kertenkelelerde ayak yapısı ile kasırga sıklığı arasında bir ilişki olduğunu fark etti.

Çünkü Anolis cinsi kertenkeleler durduk yere ihtiyaç olmadan böyle bir evrim geçiremezdi. Ortam şartlarına uygunluk yaşam şansını artıracak en büyük etkenlerden biridir. Dolayısıyla bu kertenkeleler fırtınada hayatta kalma şansını artırmak için daha çok yüzeye tutunma ihtiyacı duyarlar. Bunun içinde daha büyük parmak pedleri geliştirerek, kavrama yeteneklerini güçlendirdiler.

Özellikle 2017 yılındaki Maria ve Irma kasırgalarından sonra, uzmanlar kasırgadan etkilenen adalardaki kertenkeleleri incelediler. Hayatta kalan kertenkelelerin ölenlere nazaran daha büyük ayaklı kertenkeleler olduğunu fark ettiler. Yapılan incelemelerde ise hayatta kalan kertenkelelerin ayak parmaklarındaki değişikliği gördüler ve gözümüzün önünde olan değişim ve evrim bilim insanları ve takipçileri arasında heyecan uyandırdı.

Özgün Çeviri : İ.Kaya


Kaynak : https://www.spektrum.de/news/wirbelstuerme-formen-echsenfuesse/1727170?fbclid=IwAR0R37h1eZ2DySHrcyHmzhjx9yi-VzIXbwJ6uYeNgTxJG-_J_6LNOiy2iwQ












27 Nisan 2020 Pazartesi

Bir Gıda Devrimi Bu Yıl Gerçekleşiyor,

Laboratuvarlarda üretilen etler yakında süpermarketlerde satışa sunulacak….


Birkaç yıl öncesine kadar, yapay bir şekilde laboratuvarlarda üretilen ete erişim inanılmaz pahalıydı.. Ancak son yıllarda, hiçbir hayvanın ölmesini gerektirmeyen, laboratuvar üretimi etin maliyeti hızla düştü ve süpermarket raflarında yerini alması çok yakın bir tarihte gerçekleşecek.

Giderek daha fazla insan daha bilinçli bir şekilde gıdalara yaklaşıyor. Etten ve hatta hayvansal ürünlerden kaçınanların sayısı gittikçe artıyor. Şirketler de tüketici davranışındaki bu değişikliğe göre strateji belirliyor. Örneğin, vejetaryen ve vegan gıdaların oranı son yıllarda hızla arttı ve ürün yelpazesindeki çeşitlilik yıldan yıla artmaya devam ediyor. Bir sonraki devrim hemen yanı başımızda. Bu inanılmaz bir devrim çünkü, artık hiçbir hayvanın ölmesi gerekmeden “gerçek et” yiyebilmeyi mümkün kılıyor .




2013 yılında, Hollandalı Mark Post , canlı bir hayvan olmadan elde edilen laboratuvar etinin kıymasından yapılan ilk hamburgerleri kamuoyuna sunmuştu . Fiyatı inanılmaz pahalıydı çünkü o zamanlar laboratuvar eti ile ilgili araştırmalar bu noktada değildi. Hala emekleme döneminde olduğundan o ilk, hamburgerin fiyatına maliyet göz önüne alınarak yaklaşık 250.000 avro değer biçilmişti.

Yinede bu gelişmeden büyük heyecan duyan, Google'ın kurucusu Sergey Brin, Bill Gates, Peter Thiel veya Richard Branson gibi birçok büyük şirket ve parası olan bireysel yatırımcılar, laboratuvar etinin potansiyelini gördü ve bu alandaki araştırmaları açık çek sunarak desteklediler.

Mali destek sayesinde, laboratuvar eti araştırma şirketleri son yıllarda üretim süreçlerini önemli ölçüde iyileştirebildi. Örneğin sığır etine ek olarak, laboratuvarda tavuk eti de üretmeyi başardılar.

Üretimin çeşitliliğinin yanı sıra, laboratuvar eti maliyetleri de büyük oranda düştü. Örneğin, şu an bir tavuk burger üretimi fiyatı artık sadece 100 dolar civarında. Süpermarket veya fast food zincirleri için fiyatı hala çok yüksek olmasına rağmen, gelişme doğru yönde ve hızla ilerliyor. ABD`nin girişimci şirketlerinden Just, sadece üç yıl içinde laboratuvar etinin üretim fiyatının muazzam düştüğünü ve birkaç yıla kadar ahırda et üretiminin çok daha pahalı bir seçenek haline geleceğini dile getirdi.

Restoranlarda müşterilere ilk laboratuvar et sunumunun 2020 yılının sonlarına doğru olacağını ve lezzetinin yanı sıra fiyatı ile de tercih edileceği vurgulanıyor. Bu devrimin getirdiği pozitif değerler ise şöyle :

Laboratuvarda üretilen et sayesinde artık, et tüketimimiz için hayvanları beslemek ve öldürmek zorunda değiliz

Eti için yetiştirilen büyükbaş hayvanların doğaya saldığı metan gazları ve onları beslemek için harcanan gıda, temiz su miktarları göz önüne alındığında laboratuvar eti iklim için çok daha dost bir çözümdür.

Ahırlarda, büyük kümeslerde yetiştirilen hayvanlara daha çok ve daha çabuk büyümesi için verilen ilaçlar, antibiyotikler yediğimiz et ile birlikte bizimde vücudumuza geçiyor. Aynı şekilde hastalıklı hayvanın hastalığını da etini tüketerek vücudumuza alma riskimizde büyüktür. Fakat yapay ette bu risk yok. Laboratuvar etleri hastalık ve ilaç içermiyor.

Laboratuvar eti üretiminde tek zorluk üretim maliyetlerini dahada düşürmek değil, aynı zamanda etin kalitesi ve tadının gerçek hayvanın et kalitesinde ve tadında olmasıdır. Bu amaçla, neredeyse tüm girişimciler, laboratuvar etinin kalitesi ve tadı hakkında kendilerini son derece yardımcı olan, ünlü mutfak şefleriye işbirliği yapmaktadır.

Bununla birlikte, sonuçta, tüketici yapay etin iyi olup olmadığına, sığır eti, domuz eti ve tavuğa gerçek bir alternatif sunup sunamayacağına kendisi, karar verecektir. Bekleyip göreceğiz….

Çeviri : İ.Kaya

Kaynak : https://www.forschung-und-wissen.de/nachrichten/biologie/schon-bald-gibt-es-laborfleisch-im-supermarkt-13373660

Ay`ın İlk Defa Boşluksuz Tam Bir Jeolojik Haritası Yapıldı

İnsanlık tarihinde, Ay'ın bir bütün olarak, ilk kez Jeolojik Haritasını görüyorsunuz. Bu jeolojik harita Dünyanın uydusunun bilinen tüm yüzey yapılarını ve peyzaj formlarını tek bir haritada gösteriyor..



Ay hakkında ayrıntılı jeolojik bilgi içeren tam bir harita ihtiyacı Ay`a bir üs kurma inşası için gerekliydi. Bu nedenle NASA, Lunar Planet ve ABD Jeoloji Araştırma kurumundan bilim adamları , Dünya uydusunun bilinen tüm yüzey yapılarını ve peyzaj formlarını gösteren Ay'ın Birleşik Jeolojik Haritasını el birliğiyle oluşturdular .

Bilim adamları, haritayı oluşturmak için ayın her bir bölgesini altıya bölerek üzerinde detay çalışması yaptı. Uyduların yardımı ile oluşturulan bu haritalar ve Apollo misyonlarında elde edilen verilerine dayanan bu haritalandırma çalışması yıllarca devam etti . 2013 yılında yayınlanan haritalar ilk olarak mevcut standartlara göre yeniden değerlendirildi ve daha sonra genel bir harita oluşturmak üzere birleştirildi. Araştırmacılar ayni zamanda harita üzerine, Ay yörüngesi hakkında da yeni veriler ekledi.

Yeni harita ilk kez ayın sadece son yıllarda keşfedilen manzaralarını gösterdiği için, en güncel verileri içeriyor. Böylelikle Ayın jeolojik faaliyetlerinden kaynaklanan krater jantları, çukurlar, çatlaklar ve asteroit etkilerinden kaynaklanan yüzey değişimleri, haritada yer almaktadır.

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu`ndan Corey Fortezzo'ya göre "on yıllardır süren çalışmaların sonucu olan harita", "aydaki belirli yerlerin keşif bilgilerini ay yüzeyinin geri kalanına bağlayarak yeni bilimsel çalışmalar için önemli bilgiler sağlayacaktır."

Gelecekte, jeolojik ay haritası, planlanan “ İnsanlı Ay Görevleri” misyonlarına bilgi sağlanmasında yardımcı olacak ve en uygun iniş yerini belirlemek içinde kullanılacaktır.

Çeviri: İ.Kaya
Kaynak: https://www.forschung-und-wissen.de/nachrichten/astronomie/erste-geologische-karte-des-mondes-ohne-luecken-fertiggestellt-13373824

25 Nisan 2020 Cumartesi

Koku Hakkında Ne Biliyoruz?



Fil memeliler arasında en uzun buruna ve koku alma reseptörlerine sahiptir. Bununla birlikte, bugüne kadar canlılar alemindeki en iyi koku alıcısı olup olmadığı şimdiye kadar araştırılmamıştı.



İyi bir buruna sahip olmak hayvanlar için çok önemlidir. Koklama duyusu, hayvanların kendilerini yönlendirmelerinde, tehlikeleri erken fark etmelerinde, yiyecek bulmalarında ve doğru partneri seçmelerinde en büyük yardımcılarıdır. Çoğu hayvan insanlardan çok daha iyi koku alabiliyor. Sadece memelilerin mükemmel bir koku alma organı olduğu miti ise çoktan çöpe atıldı bile. Sürüngenlerin, kuşların ve hatta balıkların da inanılmaz hassasiyette kokuları algılayabildikleri artık biliniyor.


Hayvanlar alemindeki en uzun burun kesinlikle fillerdedir. Bilim insanlarının yaptığı son çalışmalarda, fillerin koku alma reseptörleri için gerekli olan fonksiyonel genlerin çoğuna sahip olduğu görüldü. Örneğin, fillerde yaklaşık 2000 civarında iken, fareler, sıçanlar ve köpekler sadece yarısı kadar koku alma reseptörlerine sahip. İnsanlarda durum ise daha vahim. Sadece yaklaşık 350 koku alma reseptörümüz var.


Bu arada, memeliler arasındaki koku alma reseptörüne ihtiyaç duymayan canlılarda vardır. Buna en güzel örnek yunuslardır. Koku duyusu yerine yunusların mükemmel ultrasonik sensörleri bulunur.


Farklı koku alma reseptörlerinin sayısı, canlıların burunlarıyla kaç farklı kokuyu tanıyabileceği hakkında bilgi verir. Ancak canlıda bu sayının çokluğu burnun hassasiyetinin artışı mı demektir? Bu konu hakkında henüz yeterince bir çalışma yok.


Yinede bilinen bir gerçek, her bir koku alma reseptörünün hassasiyeti ve belirli kokular için uygunlugu (kokuya özgül reseptör oluşu), koku alma hücrelerinin sayısı kadar eşit derecede önemlidir. İşte tamda burada koku alma reseptör sayısı şampiyonumuz sürpriz bir canlı. Birincilik, bir milyar koku alma hücresi ile, Avrupa yılan balığına aittir.


Avrupa yılan balığındaki reseptörlerin ne kadar çok olduğunu daha iyi anlayabilmek için gelin,hayvanlarda koku alma reseptörleri oranlarına bakalım:


Örneğin, Alman çoban köpeğinde 200 milyon, insanda ise sadece 20 milyon koku alma hücresi bulunur. Bilim adamları, yılan balığı burnunun hassasiyetini konusunda araştırma yaptılar. Konstanz Gölü'ndeki su miktarının üç katındaki bir göle bir damla parfüm damlattığınızda bile bunu Avrupa yılan balığının hemen algıladığını hesap ettiler.


Bu olağanüstü koklama duyusu, yılan balığının avını karanlık suda avlamasına yardımcı oldugu gibi, çiftleşme ve yumurtlama için atalarının kullandığı sulara dönüşü için yolunu bulmasına yardımcı olur. Bu göç sırasında binlerce kilometre yüzmelerine rağmen hedefledikleri yeri hiçbir zaman şaşırmazlar.


Avrupa yılan balığı, kokunun sadece havada değil su altında da çalıştığını, bizlere etkileyici bir şekilde kanıtlar. Bu durum aynı zamanda evrim sürecinde kokunun karada değil, aksine: İlkel denizlerin karanlığında, dünyadaki tüm yaşamın başladığı yerde geliştiğini gösterir.


Bütün omurgalıların hayatta kalan son atalarından biri balçık yılan balığıdır. 300 milyon yıldır 2000 metreye kadar derinlikte neredeyse tamamen karanlıkta yaşıyor. Bu yılan balığı tüm balıklarda ve hatta insanlarda bulunabilen koku alma reseptörleri ile aynı olan tam on gene sahiptir. Ayrıca zebra balığı gibi en gelişmiş balıkların da 100'den fazla farklı koku alma reseptörü oldugu biliniyor.


Evrim sürecinde sudan karaya çıkışta hayvanların hayatta kalabilmesi için koku almalarındaki hassasiyetlerini koruma ve geliştirmeleri çok daha önem kazandi. Dolayısıyla kokular yaşamları için giderek daha önemli hale geldi. Çünkü kokular, rüzgar tarafından kulağa ulaştırabileceğinden çok daha fazla anlam ve bilgiyi buruna taşırlar. Bu bilgiler hayvanları, düşmanlarını algılama ve tehlikelere karşı uyarabilir, yiyecek kaynaklarını ve suyu gösterebilir ve üremede eş seçimi hakkında bilgi verebilir. Dolayısıyla hayvanların bu önemli gereksinimlerini karşılamak için, koku alma reseptörlerinin sayısı zamanla sürekli arttı.


Sadece kartal örneğinde olduğu gibi daha iyi gözlere, primatlar ve insanlar örneğinde olduğu gibi daha karışık ve iyi beyine sahip olanlarda koku alma duyusu daha az önemli hale geldi.


Sonuç olarak, koku alma reseptörlerinin sayısı sıçanlarda ve farelerde, köpeklerde ve kedilerde 1.000'den fazladir. Bu sayı iyi bir beyin gelişimi yakalayan maymunlarda yaklaşık 550'ye ve insanlarda yaklaşık 350'ye kadar düşüyor.


Sayılar açısından, köpeğin koku algılayan hücre miktari insanlardan çok fazladır. Ancak, sadece bu rakamlara bakarak koku performansını pek tahmin edemeyiz. Burada devreye kokuyu algılayan hayvanın o kokuda ihtiyacını, tehlikeyi veya çiftleşmeyi algılıyor ve ihtiyaçlarına cevap veren koku olması, kısacası o kokunun hayatında yeri olması çok önemli. Örneğin, muz maymunlarda ve insanlarda kokusuyla heyecan uyandırırken, köpek bu kokuya karşı ilgisizdir. Hatta köpeklerde, bir muzun insanlardan daha kötü koktuğu algısı vardır. Koku tanımlama testlerinde, insanlar ve maymunlar genellikle eşit derecede performans gösteriyor.


Koku moleküllerindeki başarı algılaması, koklayanın günlük yaşamında o kokunun ne kadar önemli olduğu ile ilgilidir.


Pratik yapmak koklama duyusunu mükemmelleştirir


Köpeklerin büyük bir burnu olmamasına rağmen geniş burunlu bir insandan çok daha fazla ve sık koku hücresi içerir. Koklama esnasinda koku algısı dakikada 300 kata kadar artabilir ve böylece en küçük miktardaki kokuyu bile analiz için burnunu bir laboratuvar gibi kullanabilir. Aynı zamanda, içine çektiği hava, içerdiği koku molekülleri ile birlikte, hayvanın burnunda bir tür "koku alma nişinde" toplanır. Bunun için koku molekülleri koku alma hücreleri ile uzun süre temas halinde kalabilir.


İnsanlarda ise durum farklıdır, her nefes verişinde burnunu tamamen boşaltır.


Bununla birlikte, kokulara bilinçli yaklaşma ve devamlı koklama alıştırması yapma, süper buruna sahip olma yolunda çok önemli bir katkı sağlar. Birçok hayvan doğumdan sonra kördür ve ilk nefesten gelen kokuların tespitine bağlı hareket eder. Annenin göğsünü bulması, diğer türleri tanıması veya kendisini doğru bölgeye yönlendirip hareket etmesi koklama duyusuna bağlıdır.


İnsanlar ise genellikle sadece bilinçaltında kokuları algılar ve onlara günlük hayatında fazla dikkat etmezken, bu köpeklerde, kedilerde veya farelerde tamamen farklıdırlar. Erken yaşlardan itibaren dünyayı burunlarıyla "görür", pratik yapar. Kısacası burunlarını eğitirler ve koklama konusundaki tecrübeleri ileride hayattaki başarılarını belirler .


Parfümlerin kokusunu veya şarap kokusunu algılama mesleğinde çalışan insanlar örneğinde olduğu gibi, saatlerce kokular ile uğraşmak ve günlük uygulamalarla yoğun ve bilinçli koklamanın, biz insanoğlunu da süper burun haline getirebileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, insanın köpek kadar mükemmel bir buruna sahip olup olamayacağı ise tartışmalıdır.


Özgün Çeviri: İ.Kaya



Kaynak: https://www.spektrum.de/kolumne/der-gute-riecher-der-tiere/1724512?fbclid=IwAR1D_Og3DDd13kBjXkvgcNexDVWXwEIE2Tr9O75AdAV06__M5omqLdOlUJQ









x

Venüs'te Yaşam İzleri Bulundu

  Venüs'te Yaşam İzleri Bulundu 450 dereceden fazla sıcaklığı bulunan, güneş sisteminin yaşama en düşman gezegeni Venüs`te, nasıl olurda...