12 Eylül 2020 Cumartesi

Genel Kültür Bilgileri 2

 Genel Kültür Bilgileri


Almanlardan %74’ü aldatıldığında partnerinden hemen ayrılıyor 


Almanya’da en çok kullanılan şifreler şunlardır : “123456,  QWERTY, 111111, PASSWORT, ABC123”


Farelerde kuşlar gibi öter fakat biz bu frekans aralığını duyamayız 


Yıldırım çarpmasına maruz kalan şanssız olan insanların %83’ü erkeklerdir 


Dişi Vikingler tarihte ilk sütyeni kullananlardır 


İklim değişikliği, yiyecek kıtlıgı gibi sebeplerle Kutup ayılarının 2100 yılına kadar soylarının tükeneceği açıklandı

 

Yapılan bir araştırmada Barlarda çalınan müzik 88 desibel olduğunda müşteriler çok daha fazla alkol tüketiyor 


Tavuklar kendi cinslerinden kim dost kim düşmandı diyerek toplamda 100 suratı hatırlayabiliyor . Hatta insan yüzlerini tanıma da buna dahil 


Sadece 80 gram kırmızı biber günlük C vitamini ihtiyacınızı karşılamaya yeterlidir 


Filler ölülerine yas tuttuğu gibi aynı zamanda ölülerinin mezarını da düzenli olarak ziyaret eder

 

Tartıya çıktığınızda kilonuzun az gelmesini istiyorsanız, Ay’ın tam tepenizde iken tartıya çıkmayı deneyin 


Everest dağında toplam 200 dağcı cesedi vardır. Bazı cesetler tırmanan dağcılar arasında on yıllardır yer işareti olarak kullanılmaktadır 


Uçak kazalarının %80’i ya uçağın kalktığı ilk 3 dakikada ya da uçuşun bitmesinin son 8 dakikası içinde oluyor 


Salyangoz eğer hava durumundan memnun değilse kabuğunun içinde hiç çıkmadan 3 yıl yaşayabilir 


Çeviri: İnanç Kaya 

Kaynak: Fakttauglich

Genel Kültür Bilgileri 1

 


Fareler ve Atlar kusamazlar 


Dini ve siyasi ideoloji içeren web sitelerine tıkladığınız da karşılaşacağınız virüs ve Truva atı gibi internet saldırıları riski, porno sitelerinden üç kat fazladır 


Bütün dünyada doğuştan gözleri görmeyenlerden bir kişinin bile , kayda geçmiş şizofreni hastalığı teşhisi bulunmamaktadır.


Orta Asya ‘da bir bebek doğduğu günden itibaren bir yaşında kabul edilir 


2020’nin en popüler akıllı telefonu 19,5 milyon kere satılan Apple İPhone 11 olmuştur. İkinci ise 6,8 milyon satışla Samsung Galaxy A51 ‘dir


2025’e kadar Avrupa’da üretilen her 4 arabadan bir tanesinin elektrikli olması hedefleniyor 


Ne ilginçtir ki yaşayan bütün insanların en çok doğum günü kutladığı gün 16 Eylül ‘dür 


Almanya’da yapılan bir çalışmaya göre, mutlu bir hayat için iyi birkaç dost ve istikrarlı bir partner ilişkisi yeterlidir 


Venüs’te sudan oluşan kar yerine metalden oluşmuş kar yağar 


Kediler serinlemek amacıyla tüylerini yalar


Hayatımız boyunca ortalama 50 ton yiyecek tüketiyoruz 


Flamingolar sıcak havalarda serinlemek için kendi bacaklarına işerler 


İnternetten alışverişe her bir dakika da yaklaşık 1 milyon ABD doları harcanmaktadır 


20. Yüzyılda dünya nüfusu yaklaşık 4 kat arttı.  

1901’de nüfus 1,6 milyar iken 

2000 yılında 6,1 milyara ulaştı 


Sevilerek seyredilen Hulk filminde aslında Hulk gri olarak tasarlanmıştı. Matbaanın renk şablonlarındaki bozukluk yüzünden yeşil olarak basılmış oldu 


Psikiyatristler hastalarına oranla iki kat daha fazla intihara kalkışırlar 


İnternet üzerinden her 39 saniyede bir bilgisayarlara hacker saldırısı olur 


İnsan kalbi normal bir günde 100 bin kere atar 


Unicef verilerine göre Almanya’da yaşayan her 4 çocuktan biri kendi hayatından memnun değil


Çeviri: İnanç Kaya 

Kaynak: topfakten

Nanoelektronik Cihazlar, Organik Bir Beyin Gibi Öğrenmeyi Deniyor

İnsan beyni etkileyici performanslar sergileye biliyor. Birkaç saniye içinde, spontane eylemlere tepki verebiliyor ve yaşadığı olaya paralel bir şekilde harekete geçme dürtüsünü tetikleye biliyor.

İnsanın bunu yaparken, bilgisayarlara kıyasla, önemli ölçüde daha az çabayla yapabiliyor olmasından dolayı, “insan beyni performans araştırmaları” önemli ölçüde artış gösterdi. Bu araştırmalar aynı zamanda nanoelektronik araştırmaları yapan bilim insanlarına da ilham kaynağı oldu. Bazı araştırmacılar, organik beynin performansının çalışma prensibini anlayarak, bunu nanoteknoloji de kullanmayı deniyorlar.

Dresden (Almanya). Bilgisayar teknolojisi bölümünden araştırmacıların belirttiği gibi, teknolojik aletler, minyatürleştirmeye doğru bir eğilim göstermektedir. Bunun yanısıra, aynı zamanda, yeni teknolojik aletler her zamankinden daha fazla bilgi işlem gücü kapasitesiyle piyasaya sürülmektedir.

Dolayısıyla bu konudaki en büyük problem, yeni teknolojik aletlerin küçük boyutundan dolayı yavaş olmasını önlemekti. Helmholtz-Zentrum Dresden-Rossendorf'daki (HZDR) araştırmacıları, bu sorunu çözmek için çıtayı büyüterek, insan beynini model aldı.

Bu araştırmalar esnasında, bilim insanları, yarı iletken malzemeler kullanarak insan beyninin yapılarını ve performansını kopyalamayı başardılar. HZDR'den fizikçi Larysa Baraban, Nature elektronik bilim dergisinde, kimyasal ve biyolojik elektronik sensörlerle ilgili deneyler sayesinde bir tür yapay nörotransistör geliştirdiklerini söyledi.

Aynı zamanda araştırmalar neticesinde, insan beyninin mimari biçiminde olduğu gibi bilginin tek bir yerde kaydedilmesi, işlenmesi ve aynı anda depolanmasının avantajlı olduğu kanıtlandı. İnsan beyni de bu şekilde çalıştığı halde önceki teknolojilerde insan beyni baz alınmamış olduğu için, tüm bu işlemler birbirinden ayrı gerçekleştiriliyordu.

İşte bu sebeple önceki teknolojilerde, aşırı işlem süresi ve performansın düşmesi en büyük sorun olarak görülüyordu.

Araştırmacılar, bundan önceki çalışmalar da, bir Petri kabında tek tek sinir hücrelerini elektronik olarak birbirine bağlamayı denemişlerdi. Ancak, TU Dresden'den Gianaurelio Cuniberti'nin öne sürdüğü gibi, elektronik beynin bu formu hala çok ilkeldi ve deneyi, tatmin edici bir sonuca ulaştırmamıştı.

Şimdi ise araştırmacılar teorik fikirlerini uygulamaya geçirmek istiyorlar. Bu amaçla, devreleri barındıran silikon bir plakaya gözenekli seramiği anımsatan bir polimer uyguladilar. Yapıdaki çatlaklar arasına ise iyonlar yerleştirdiler. Elektron yerine iyonları kullanmalarının sebebi ise, elektronlardan daha yavaş olması. Çünkü iyotlar, bir dürtü etkisiyle hareket etmelerinden sonra orijinal konumlarına elektronlardan çok daha yavaş geri dönerler. Bu eylem bir tür hafıza etkisi yaratır. Ayrıca bireysel transistörün daha güçlü uyarılması, daha erken açılmasına ve akımı serbest bırakmasına da yol açar.

Bu karmaşık sürecin teknolojiye uygulanması sayesinde, yeni teknolojik sistem bir insanınkine benzer öğrenme etkisi elde edebilir. Örneğin, bu sistemle çalışan robotlar, hassas nesneleri çok daha nazik bir şekilde tutmayı kendilerine öğretebilirler.

Bu çip ile daha hedefli veya hassas bir çalışma şekli henüz olası değil. Fakat araştırma ekibi çalışmalarında her şeyden önce, insan beyniyle güçlü benzerlikleri olan yapay öğrenme etkisini hayata geçirmeye öncelik veriyor. Bu da sorunun yakın bir gelecekte çözülebileceği anlamına geliyor.


Hatırlatma

Nanoelektronik, nanoteknolojisinin elektronik alanlarda uygulanmasıdır. Bu teknoloji sayesinde küçük bir atom topluluğu boyutlarında cihazlar yapmak mümkün olabilecek. Belçika Nanoelektronik Araştırma Merkezi`nden Profesör Jo De Boeck Nanoelektronik bilimdalını şu şekilde tanımlıyor. “ Boyutu 100 nanometreden küçük cihazlar yapabilmektir. 100 nanometre 1 milimetrenin 10 binde biridir.” Bu kadar küçük ölçeklerde kuantum etkisi hissedildigi için malzemenin çok farklı özellikleri görünür. Bu kadar detay görülebildiği içinde malzemeye farklı ve çok hassas ayarlar verilebilinir.



Çeviri : İnanç Kaya

5 Eylül 2020 Cumartesi

Vücut Ağırlığı ile Beyne Giden Kan Akışı Arasındaki Bağ Bulundu

İnsanın yaşı ne olursa olsun fazla kilolu olması beyninde zayıf kan dolaşımına neden oluyor. Kilolu olmak ile beyin arasındaki doğrusal ilişki öncelikle hafıza ve öğrenmeden sorumlu olan tüm bölgeleri etkiliyor. İşte bu çok net sonuç nedeniyle, aşırı kilolu insanların neden Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin çok daha yüksek olduğu anlaşılıyor.


University College London tarafından yakın zamanda yapılan bir araştırma, aşırı kilolu olmanın demans riskini yüzde 30'a kadar artırdığını gösterdi. Ek olarak daha önceki araştırmalar da bilim insanları, obezitenin ergenlerde bile beyaz beyin maddesine zarar verdiğini zaten göstermişti. Fakat önceki çalışmalar, obezitenin hangi süreçlerinin beyne zarar vermede sorumlu olduğunu göstermemişti.

(California) Amen Klinik'te çalışan araştırmacılar, Journal of Alzheimer Hastalığı dergisinde, 17.000 erkek ve kadında beyne giden kan akışını inceleyen bir çalışma yayınladılar.

Deneklere, yayılan gama radyasyonu yoluyla beyindeki dağılımı gözlemlemelerini sağlayan hafif radyoaktif bir kontrast madde verildiği bir prosedür olan tek foton emisyon tomografisi (SPECT) kullanılarak veriler toplandı. Beynin hangi bölgelerine ne kadar kan verildiğini belgelemek için hem dinlenme sırasında hem de konsantrasyon görevi sırasında denekler üzerinde tekrarlanan taramalar gerçekleştirdiler.


Fazla kilolu olmak kan akışını azaltır

Bilim adamları, beyin kan akışı ile vücut kitle indeksi (BMI) arasında neredeyse doğrusal bir ilişki keşfettiler. Spesifik olarak, beynin önemli bölgelerine kan akışı ne kadar az olursa, kişi o kadar fazla kilolu oluyor. Bu hem dinlenme durumunda hem de konsantrasyon gerektiren işlerde örneğin bulmaca çözerken de meydana geliyor. Bu durum obezite olmayan biraz fazla kilolu insanlarda bile gözlemlendi.

Klinik araştırmacılarına göre, "Alzheimer hastalığına yatkın olan beyin bölgelerinde bu durum özellikle çok daha belirgin."

Etkilenenler bölgeler arasında ; Hafıza için önemli olan hipokampus bölgesi, öğrenme ve hafıza için önemli olan singulat girus ile temporal ve paryetal loblar yer alıyor. Tüm deneklerde, bu bölgelerdeki kan akışı, yaşa bakılmaksızın artan kilo ile azaldığı tespit edildi.


Yetersiz kan dolaşımı demans riskini artırır

Yetersiz kan akışı, uzun vadede beyin maddesinin parçalanmasını hızlandırır ve işlevselliğin bozulmasına neden olur. Bilim adamları, bu nedenle, "sonuçların, obezitenin Alzheimer için neden bir risk faktörü olduğuna dair olası bir fizyolojik açıklama sağlayabileceğini" belirtiyorlar.

Kısacası fazla kiloya sahip olmak vücut sağlığına değilse bile beyin ve zihinsel performansa zarar veriyor.

Çeviri : İnanç Kaya
Kaynak : https://www.forschung-und-wissen.de/nachrichten/medizin/uebergewicht-stoert-durchblutung-des-gehirns-13374067?fbclid=IwAR3B1Lo2uziC9MR0ASUyfe1xgd-nIdbgflgDGIsiG-7m0MPmy3xPvHCTZqU

Avrupa'nın En Güçlü Güneş Teleskobu GREGOR

Teleskoplar ile ilgili fazla bilgisi olmayanlar, bütün teleskopların aynı olduğu yanılgısına düşebilir. Bu teleskop, Avrupa'nın en güçlüsü, üç aynalı ve 55.6 m etkili odak uzaklığına sahip yeni bir Gregor teleskop tipidir. İsminin Gregor olmasındaki sebep ise 1670 yılında James Gregory tarafından tasarlanmış olmasındandır.





GREGOR teleskobu, güneşin jilet keskinliğinde görüntülerini almasıyla ünlü. Dolayısıyla

Avrupa güneş teleskobu GREGOR ile merkez yıldızımız olan güneşi artık hayal bile edilemeyecek kadar ayrıntılı olarak gözlemleyebiliyoruz.


Yeniden dizayn edilmesi ve merceklerinin değiştirilmesinden sonra, güneşimize çevrilen teleskoptan gelen ilk görüntüler, diğer ayrıntılı görsellerin yanı sıra, güneş lekelerini de en yüksek çözünürlükte gösteriyor. Böylelikle Avrupa'nın en büyük güneş teleskobu GREGOR, güneşin ince yapısının jilet keskinliğindeki görüntülerini almayi başarabiliyor.


(Almanya) Freiburg'daki Leibniz Güneş Fiziği Enstitüsü'nün (KIS) açıklamasına göre Gregor Teleskobu 1,4 milyon ´kilometrelik çapı olan güneşimizden 50 kilometrelik ayrıntıları çözebilecek kadar net görüntü alabiliyor. Enstitü`den yapılan basın açıklamasına göre "Bu, bir futbol sahasında bir kilometre mesafeden mükemmel keskinlikte bir iğne görmek gibi" olağanüstü bir şey.


Yüksek çözünürlüklü görüntüleri alabilmek için cihazın optik, mekanik ve elektronik aksamı sadece bir yılda tamamen yeniden tasarlandı.


Aşağıdaki fotoğrafta Gregor teleskobu ile 430 nanometre dalga boyunda gözlenen en yüksek çözünürlüğe sahip güneş lekesini görüyorsunuz.


Enstitü, teleskopun yeni optiği ile bilim adamlarının artık manyetik alanlar, türbülans, güneş patlamaları ve güneş lekelerini ayrıntılı olarak inceleye bileceklerini dile getirdi.


Temmuz 2020'de çekilen ilk görüntüler, güneş plazmasındaki güneş lekesinin gelişimi ve karmaşık yapılarının şaşırtıcı ayrıntılarını gösteriyor. Bu da bizim güneşimizde olan reaksiyonları çok daha iyi anlama ve gözlemleme fırsatı verecektir.


Ayrıca, küçük yapıları keşfetmek, manyetik alanların güneş üzerindeki plazma türbülansı ile etkileşiminin temel süreçlerini anlamak açısından böyle gelişmiş bir teleskoba sahip olmak çok önemlidir.


GREGOR, Observatorio del Teide tarafından 2.400 m yükseklikte işletilen Tenerife adasındaki Izaña Dağı'nda bulunmaktadır. Birçok üniversite tarafından ortak finanse edilerek, kullanılmaktadır. Fakat Kiepenheuer Güneş Fiziği Enstitüsü, GREGOR teleskopunun geliştirilmesinden ve kullanılmasından en çok sorumlu olan kurumdur. Ayrica meraklilari için ortak çalışma yapılan üniversiteler ise şunlardır :

Leibniz Astrofizik Enstitüsü Potsdam (AIP),

Göttingen'deki Max Planck Güneş Sistemi Araştırma Enstitüsü,

Göttingen'deki Astrofizik Enstitüsü,

Instituto de Astrofísica de Canarias ve

Çek Cumhuriyeti Bilimler Akademisi Astronomi Enstitüsü.




Çeviri : İnanç Kaya

Kaynak : https://www.spektrum.de/news/gregor-teleskop-nimmt-gestochen-scharfe-bilder-der-sonne-auf/1764621?fbclid=IwAR3B1Lo2uziC9MR0ASUyfe1xgd-nIdbgflgDGIsiG-7m0MPmy3xPvHCTZqU


https://de.wikipedia.org/wiki/GREGOR

30 Ağustos 2020 Pazar

Gökbilimciler Dünyanın Kesin Ölüm Tarihini Hesaplamayı Başardılar


Bilim insanları çalışmalarında, gezegenlerin yapısı dışında, yaşanabilir bölgede geçirdikleri zaman ve oradan tekrar ayrıldıkları zamanla da ilgilenirler. Gökbilimcilere göre, şu anki araştırmalar, en geç 1.75 milyar yıl içinde dünyada yaşamın sona ereceğini gösteriyor.

Norwich (İngiltere)`den araştırmacılar, Astrobiology dergisinde , dünyanın yaşam süresinin yüzde 70'inin zaten kullanıldığını bildirdi. Kalan ömrü ise yaşamının yaklaşık yüzde 30`luk kısmıdır. Bu da 1.75 ila 3.25 milyar yıllık bir dönemi ifade ediyor. Bu noktadan itibaren şişerek dev bir kırmızı yıldıza dönüşen güneş o kadar sıcak olacak ki yeryüzündeki herhangi bir yerinde su kalmayacak. Bütün su buharlaşacak ve bu da insan yaşamıni imkansız hale getirecek.

East Anglia Üniversitesi'ndeki Andrew Rushby`nin araştırma ekibi, aslında dünyanın gelecekte nasıl gelişeceği ile daha az ilgileniyordu. Uzayda olası yaşam arayışı, gerçek çalışmalarının içeriğini oluşturuyordu. Bunu yapmak için, özellikle gezegenlerin yaşanabilir bölgelerini yillarca incelediler..

Gezegenlerin yaşanabilir bölgeleri, arayışlarında sıvı bulma en önemli kriterlerini oluşturur. Onun için yüzeyinin büyük kısımlarında suyun sıvı halde görünmesi, gezegenin yaşam kriterleri içerebileceğini gösterir. Dolayisiyla sıvı suyun varlığı, yaşam için temel bir gereksinim olarak kabul edilir.

İnsanın Yaşanabilir Bölgelere Göçü

Bir yıldızın değişen yaşam döngüleri vardır. Bu nedenle sözde yaşanabilir bölge de statik değildir. Bunun için, güneş sistemimizde güneş ve dünya arasındaki mesafenin başka gezegenlerde yaşam arayışlarında bir ölçü olarak kullanılır. Rushby'nin araştırma ekibi, çalışmalarının bir parçası olarak yaşanabilir bölgede bulunan çeşitli dış gezegenlerin zaman dilimini hesapladı.

Çünkü, karmaşık yaşam formları ancak dış gezegenin yeterli bir süre yaşanabilir bir bölgede yörüngede dönmesi koşuluyla gelişebilir . Rushby Independent'a bu durumu şöyle açıklıyor : "Bir milyon yıldır yaşanabilir olan bir gezegende yaşam belirtilerini aramak anlamsız."

Sebebi ise ; Dış gezegenler sadece farklı zaman dilimlerinde yaşanabilir bir bölgededir:


Kepler 22b: yaklaşık altı milyar yıl


Gliese 581d: yaklaşık 54,7 milyar yıl


Dünya: 6,3 ila 7,8 milyar yıl

Rushby'ye göre, mevcut teknolojiler nedeniyle Kepler 22b ve Gliese 581d'de yaşamı tespit etmek henüz mümkün değil. Ancak Ona göre bu durum, önümüzdeki iki yüz ile üç yüz yıl içinde değişebilir.

Dolayısıyla yaşanılacak gezegen arayışımızda yıldızların yaşam döngülerinin en verimli olduğu zamanlar, gezegenine olan uzaklığın uygunluğu ve sıvı halde suyun bulunuyor olması kriterlerinin yanı sıra teknolojimizin de bu arayışa uygunluğunun, çok önemli olduğu ifade ediliyor.



Çeviri : İnanç Kaya

3 Temmuz 2020 Cuma

Kırmızı Işık, Yaşa Bağlı Görme Yorgunluğunu Önleyebilir


Kırmızı ışık, mitokondrinin aktivitesini arttırır ve böylece retinal hücrelere enerji tedarikini ve görme duyusunu geliştirir.


Retinanın doğal yaşlanma sürecine bağlı olarak, 40 yaşın üzerindeki kişilerde yavaş işleyen süreçte de olsa mutlaka görme kaybı olur. Bu durum, retina hücrelerinin mitokondrilerinde ATP molekülünün üretimindeki azalma ile tetiklenir. ( ATP hücre içi biyokimyasal reaksiyonların gerçekleşmesi için gerekli olan kimyasal enerjiyi taşımakla görevli, hücre yapısı içerisinde yer alan çok işlevli bir nükletittir.)


Azalan ATP hücreleri yüzünden retina hücreleri, yaşlılıkta yüzde 70'e kadar daha az enerji alır ve hissetmekten sorumlu hücrelerinin performansı böylelikle düşer.


Londra Kolej Üniversitesi`nden Glen Jeffery'nin açıkladığı gibi, “Görme sistemi yaşlandıkça önemli ölçüde performans kaybı yaşar. Bunun için retinanın ve aynı zamanda renkli görmenin hassasiyeti inanılmaz derecede zayıflar. Aynı zamanda kötü aydınlatma koşulları da görme üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğu yadsınamaz.”


Işık mitokondriyal aktiviteyi arttırır


Daha önceleri yapılmış araştırmalar da, farelerle yapılan deneyler belli ışık dalga boylarının mitokondrinin aktivitesini arttırdığını ve böylece hücrelerin ATP üretimini uyardığını göstermişti. Jeffery'ye göre, "mitokondrilerin, performansını olumlu etkilemeye yarayan spesifik ışık emme özellikleri var." Bilim adamının açıkladığı gibi, "özellikle 650 ila 1,000 nanometre aralığında ki dalga boyları fareler tarafından iyi emilir ve mitokondrilerin performansını ve enerji üretimini arttırır."


Bu etkinin insan gözünde de meydana gelip gelmediğini bulmak için, bilim adamları 28 ila 72 yaş aralığında olan 24 sağlıklı denekle bir pilot çalışma gerçekleştirdiler. Gerontoloji Dergisi'nde yayınlanan makaleye göre, çalışmanın başlangıcında, bilim adamlarının retinanın koni ve çubuklarının performansını belirleye bildikleri çeşitli aydınlatma koşullarında göz testleri yaptılar. Bunlar, deneklerin düşük kontrastlı harfleri tanıması veya karanlıkta zayıf ışığa tepki vermesi gereken testleri içeriyordu.


Kırmızı LED görüşü iyileştirir


Daha sonra test denekleri, günde üç dakika boyunca gözlerini aydınlatan 670 nanometre dalga boyuna sahip basit bir LED el feneri alarak, ya doğrudan ışığa bakabilir ya da ışığı göz kapaklarına yönlendirebilir konumda ışığa maruz bırakıldılar. Çalışma yazarlarına göre, göz kapağındaki ince cilt uzun dalga ışığının retinaya ulaşmasını engelleyemez. İki hafta sonra, kırmızı ışığın olası etkilerini belirlemek için göz testlerini tekrarladılar.


40 yaşın altındaki katılımcılarda hiçbir değişiklik olmadı. Buna karşılık, tüm yaşlı denekler ortalama yüzde 20 daha iyi renk kontrastı algısı yaşadılar. Düşük ışıkta görünürlük, yaşlı deneklerde de önemli ölçüde artti. Bu deneyin en önemli sonuçlarından biri ise, yaşlılıkta genellikle kötü tanınan mavi renk spektrumunda bile gelişme sağlanmış olmasaydı.


Daha ileri çalışmalar, görmede iyileştirme için gerekli olan optimal dozu belirleyecektir


Jeffery "Çalışma, belirli dalga boylarıyla kısa tedavi yaparak yaşlı insanlarda görme yeteneğini iyileştirmenin mümkün olduğunu gösteriyor." dedi.


Prensip olarak, herhangi bir yan etkisi bulunmadığı takdirde, tedavi yöntemi yakında günlük klinik uygulamalarda rahatlıkla kullanılabilir.


Jeffery'ye göre, "Bunun için gereken teknoloji oldukça basit ve güvenlidir." Çünkü kendi çalışmalarında kullandıkları LED fenerlerin satış fiyatı sadece 15 Euro..


Çeviri : İnanç Kaya

Kaynak : https://www.forschung-und-wissen.de/nachrichten/medizin/rotlicht-kann-altersbedingte-ermuedung-der-sehkraft-verhindern-13373958?fbclid=IwAR00laY2ELCxgEpsxZXWLij0wlWMcMEX_AVasHNcqvhvzilXmHyRJnDyogY

Venüs'te Yaşam İzleri Bulundu

  Venüs'te Yaşam İzleri Bulundu 450 dereceden fazla sıcaklığı bulunan, güneş sisteminin yaşama en düşman gezegeni Venüs`te, nasıl olurda...