5 Kasım 2017 Pazar

Matematikle Özgürlük Ve Mutluluğa Ulaşma

Bu çok iddialı bir söz gibi gelse de, tanınmış Avusturyalı matematikçi ve yazar olan  Rudolf Taschner`in son kitabında yer alıyor. Kitap, okullarda matematik eğitimi ve eğitim kalitesini yükseltecek öneriler ile dolu.  Bir makale formunda, yazar kitabında, matematiksel düşünceleri ve bunların toplumsal önemini inceleyerek, matematik eğitiminin amaç ve pratiklerine eleştirel bir bakış getiriyor.

Taş devri, antik dönem veya Orta çağda da olsa, sayıların daima güç ve mülkleri temsil ediyordu.  Kabile erkekleri, kendine ait olanın ve karşıt kabilelerin elindeki gücü karşılaştırarak, bir kavganın değerli olup olmadığına karar verebiliyorlardı. Bu karşılaştırma, daha sonraki temel işlemlerin veya hatta kredi ve borç kavramının kökenleri ve ticari muhasebe olacaktı.

Orta çağa kadar sadece birkaç kişi gerçekten sayma işlemini yapabiliyordu. Onun içinde 17 torba buğdayın fiyatını hesaplamak için bir denetçiye gidilir, bu prosedür izlenmeden alışveriş yapılamazdı. Matematik bilmemek, halkın boynunda bir prangaydı.

Bu anlamda, yazara göre, matematik özgürlüğe katkıda bulunur. Bugün özgür olmak isteyenler, matematik işlemlerinde tamamen dijital cihazlara güvenmemeli. Elbette kullana bilinir. Fakat hesaplamanın sonuçlarının nasıl ve ne kadar mantıklı olabileceğini anlamalı, dijital cihazdan çıkan sonuçları, mantık süzgecinden geçirip, kontrol edebilecek kadar matematiğe de hakim olmalı.

Taschner'e göre, matematik eğitimi üç direğe dayanıyor olmalıdır.

1.ci Direk:  Öncelikle, herkesin modern dünyada yolunu bulması gereken pratik temel becerilerinin üzerine gidilmelidir. Bunlara kaba hesaplamalar dahildir; Ekleme, çıkarma, çarpma ve bölme gibi temel işlemleri anlama (sadece otomatikleştirmek değil); kesirler, oranlar, yüzdeler ve değişkenlerin kullanımı. Bir soruyu çözmede aranılan yolları ve bu yolların, kendini çözüme ne kadar yaklaştırdığını ya da uzaklaştırdığını bir çocuk görmeli. Muhakeme budur. İşte ilk yapılması gereken, bilgi vermek yerine çocuğun muhakeme gücünün gelişmesini, sağlamaktır.

2.ci Direk: Daha ziyade, öğretmeye burada başlanılmalıdır. Kültürel bir varlık olmamızda matematiğin önemi belirtilmeli. Matematik eğitimi neden önemlidir? Bu sorunun cevabını, kendi görüşlerimiz ile çocuklara sunarken, en azından önemli matematikçilerin düşüncelerini anlamaya başlamaları, sağlanmalıdır.

3.cü Direk:  Üstün yeteneklileri ve Bilime kazandırılacak öğrencilere  "Matematik, bilimin kapısıdır. Bu kapıyı açmadan yürüyemezsiniz." diye açıklanmalıdır. Böylelikle, diferansiyel matematik, cebir, geometri artık matematiğin günlük hayatta ve bilimde ne ise yarayacağını bilen bilinçli öğrenciler için, kabus olmaktan çıkacaktır.

Özgün Çeviri : İnanç Kaya
Kaynak : http://www.spektrum.de/rezension/buchkritik-zu-vom-1x1-zum-glueck/1515551

Vahşi Hayvanların Şehir Hayatına Uyum İçin Turbo Evrimi

Dünyada her iki kişiden biri şehirde yaşıyor.Metropoller sadece insanlar için değil, hayvanlar içinde çok cazip. Ancak sadece adapte olanlar, gökdelenlerin arasında ilerlemeye devam edebiliyorlar.

Güvercinleri, tilkileri, kertenkeleleri, kelebekleri, fareleri, tahtakuruları vs.  kentlerdeki yaşam vahşi hayvanların gelişimini nasıl etkiliyor?  Kanada ve ABD'den araştırmacılar, konuyla ilgili 192 ayrı çalışmayı inceledi ve "Bilim" dergisinde büyüleyici örnekler sundu. Buna ek olarak,: kentlerde evrimin tam olarak nasıl gerçekleştirdiğini bilmek istiyorlardı. Bu konuda örneklerde, kanıtlarıyla birlikte yazıda yer alıyor.


Zaten ilk yerleşime geçen insan toplulukların çiftçilikle uğraşmasından dolayı, yaklaşık 12.000 yıl önce fareler ve sıçanları yerleşim yerlerine çektikleri biliniyor. Bugün, tüm insanların yüzde 55'i şehirlerde yaşıyor ve sayı yükseliyor. İnsanları takip eden hayvanlar, vahşi doğada kendi türlerinden farklı olarak yaşıyor: Kapalı zeminler, izole yeşil alanlar, daha yüksek sıcaklık, daha fazla hava, ışık ve gürültü kirliliği var. Birçok türün alışık olmadıkları bu şartlara adapte olması ve vahşi doğada yaşayan kendi türlerinden farklı evrimleşmiş olmaları kaçınılmaz bir sondu. Doğada başarı sözcüğü “Evrilmeyen, devrilir.” prensibi ile kentlerde yaşamaya devam etmek için ortam koşullarına uyum sağlamaları çok önemliydi.

Kasaba gibi küçük ölçekli yerleşim yerlerinde türlerin çeşitliliğinin azaldığını ve istilacı türlerde ise tür çeşitliliğin arttığını Toronto Airport Üniversitesi araştırmacıları dile getiriyorlar. Kentlerde gerçekleşen hızlı evrimin çok farklı sebepleri olabilir. Buralardaki vahşi hayvanların evrimi, kendilerini izole etmiş, küçük gruplarda bile kendi aralarında gen değişikliği ile gerçekleşiyor olması dikkat çekiyor. Her kentte koşullara göre, farklı gruplar ayni türden olsalar dahi, farklı gen değişiklikleri ile, genetik materyallerinde kendilerine özel avantaj sağlayan mutasyonlara sahipler.

İşte bu konuda ilginç örneklerin bazıları :

19. Yüzyılın başlarında sanayileşmenin yoğun olduğu dönemlerde, kentsel kirlilikten dolayı ağaç kabuklarında koyulaşma olmuştu. Şehirlerde yaşayan kelebekler ve güveler ise bir mutasyon geçirerek, kanatlarını kondukları ağaçlarda, kendilerini yiyecek olan düşmanlarına açıkça görünmemek için kanatlarını da koyu renge dönüştürdü. Böylece kirli ağaçlarda kamuflajlarını daha iyi gerçekleştirdiler. Araştırmacılara göre kentsel kirlilik, mutasyon oranını daha çok artırıyor. Bununla ilgili ellerinde kanıtlarda mevcut.

Porto Riko şehrinde,  Anolis cristatellus kertenkeleleri, şehir yaşamına uyum için yapay yüzeylere daha iyi tutunabilecekleri, daha uzun bacaklar ve parmak lamları geliştirdiler. Bu değişim kendi türlerinin öteki bölgelerde yaşayan üyelerinde görülmüyor.

Amerika kasabaları ve şehirlerinde, insanların kendilerine sunduğu büyük ayçiçek çekirdeklerini daha iyi yiyebilmek için gagalı hayvanlar, gaga formlarını geliştirdiler. Yiyecek formu ve büyüklüğüne uygun mükemmel gagalara sahip olan mutasyon ile uyumu başardılar.

Araştırmacılar, "Vahşi hayvanların genetik ayarlamalarının, tipik olarak böcek ilacı kullanımı, kirlilik, yerel iklim veya kentin fiziksel yapısındaki değişikliğe tepki olarak geliştiğini " söylüyor.  Geniş caddeleri ve devasa binaları ile kentsel yaşam, birçok hayvan hayatını ve mutasyonlarını, türlerinin öteki bireylerinden, ayırıyor. Böylece, New York'taki beyaz ayaklı farede olduğu gibi, fare gruplarının bireysel popülasyonlarını, bir basamak öteye taşıyor.

Şehirdeki vahşi hayvan evrimleri konusunda daha çok araştırma, gelecekte de kent yaşamında, daha iyi sürdürülebilir hayat ve parklar konusunda yardımcı olabilir.

Özgün Çeviri : İnanç Kaya
Kaynak : http://www.spiegel.de/wissenschaft/natur/wildtiere-turbo-evolution-in-der-stadt-a-1176320.html?utm_source=dlvr.it&utm_medium=%5Bsocial%5D&utm_campaign=%5Bwissen%5D#ref=rss

4 Kasım 2017 Cumartesi

Toprağın 10 Kilometre Altında Yaşam İzleri

Pasifik Okyanusu dibindeki depozitolar, organizmaların on kilometre derinlikte hayatta kalabileceğini göstermektedir.


Dünya üzerindeki yaşam daha önce bilinenlerden daha yaygın olabilir. Pasifik`in dibindeki çamur volkanlarında yapılan bir incelemede, mikroorganizmaların deniz tabanının 10.000 metre altında da, geliştiği sonucuna varılmıştır.


Bu derinlikte, daha önce yaşam limiti olarak kabul edilen 122 santigrat derecesi aşılmamıştır. Bilim dergisi ABD Ulusal Bilimler Akademisi`nden Oliver liderliğindeki uluslararası bir ekibin hesapları ve incelemelerinin sonucu Bilim dergisi PNAS`de yayınlandı.  Araştırmacılar Pasifik tektonik Filipin plakasının altında hareket eden ve suyu manto içine alan, Batı Pasifik bölgesindeki Izu-Bonin-Mariana yitim bölgesinden tortularr, çekirdekleri inceledi.



Alan Japonya'dan 2800 kilometrelik bir mesafede, Guam'ın Marianas adasının güneyinde, yaklaşık 11,000 metre derinliğinde dünyanın en derin okyanus alanlarını içeriyor.
Bölgedeki bir fenomen, çoğunlukla serpantin içeren büyük çamur volkanlarıdır. Mineral ile su teması üzerine mantoda yumuşak kaya oluşuyor.


Serpantin derinliklerinde parçalanır, suyla karıştırılır ve düşük yoğunluğundan dolayı sert çamur olarak deniz tabanına yükselir. Çamur, süreçlerin izlerini derinliklerinde arşivleyen kayaları da kapsar. Araştırmacılar, böyle bir çamur volkanından, Güney Chamorro'nun denizden 2000 metre yukarısına çıkarılan, matkap çekirdeklerini analiz ediyorlardı. Çekirdeklerde farklı derinliklerde organik maddeler buldular.


Kökeni belirsiz, ancak analizler, proteinler, lipidler ve nükleik asitler gibi bakteriyel maddelere çarpıcı paralellikler gösterdiğini fark ettiler.. Bu bir organizmanın dolayısıyla bir yasam olduğunu gösterir.


Bir sonraki adımda, araştırmacılar burada yaklaşık 3000 metre derinliğinde denizin hangi derinlikte, yani 122 derece santigrat derece altında hesapladılar - bu sıcaklık yaşamın sınırı olarak kabul edilir. Deniz tabanındaki derinlik, basınç ve sıcaklık dışında, kayaçların iletkenliği ve yoğunluğu da göz önüne alındı.


Bu nedenle, Marianen Vorbogen (Forearc) 'da 122 derecelik maksimum derinlik, deniz tablasından yaklaşık on kilometre altındadır. Ekip, "Bu nedenle, dalma bölgelerinin alt bölgelerindeki mikropların ömrü bu derinliğe ve ilgili basınca kadar dayanıyordu" diye ekliyor.
Orta Atlantik Sırtında Atlantis masifi için gösterilen önceki hesaplamalardan çok daha derinde yasam olduğu ve tamamen farklı koşullara hakim olduğu bilim insanları tarafından görüldü


"Yeryüzünün yüzeyine bağlantısı olmadan Marianas Vorbogen gibi deniz tabanının altında derin bölgede yaşayan mikroplar, tanınmış eko sistemler ile çok az benzerlik gösteren bir sisteme sahip olabilir."


Bremen Üniversitesi Kai-Uwe Hinrichs için çalışma,  tüm ülke çapındaki deniz altlarında, organizmalar yaşadığı, varsayımını doğruluyor. Bilim insanları, organik maddenin kökenini açıkça söylemezseler de, jeokimya uzmanı bir organik olduğu ve bunun için derin biyosferde yaşıyor olabileceği, dile getirildi.


Özgün Çeviri : İnanç Kaya

Bu Yüzden FBI, Einstein Hakkında 1.400 Sayfalık Bir Dosyaya Sahip.

Dünyaca ünlü fizikçi, ırkçılık, milliyetçilik ve nükleer bombalar konusunda çok açık ve keskin ifadeli, cesaretli bir şekilde fikirlerini söylüyordu. Bu durum FBI başkanı, J. Edgar Hoover'a karşı derin bir güvensizlik demekti.

Aralık 1932'de FBI kendisine gizli bir dosya açtığında Albert Einstein zaten dünyaca ünlü bir fizikçiydi. Kendisi ve eşi Elsa anavatan Almanya' dan yeni ABD'ye göç etmişlerdi ve Einstein zamanının toplumsal kaygılarından söz ediyordu. Diğer şeylerin yanı sıra, ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı halkla konuşuyor, röportajlar veriyordu.


18 Nisan 1955'te öldüğü sırada, FBI dosyasında 1.427 sayfa yer alıyordu. Hoover, adamın muhtemelen bir komünist olduğunu, bunun yanı sıra ise kesinlikle "aşırı bir radikal" olduğu kanaatine vardılar.
.
Einstein, kendisi hakkında böyle söylendiğini, bilseydi, muhtemelen yüksek sesle gülerdi. Evde Naziler'den çok daha kötü şeyler duymuştu. Ne bürokrasi ne de Nazilerden korkmadı, istemediği hiçbir şeyde iş birliği yapmadı. 1901'de "Yetki şımarık gerçeğin en büyük düşmanıdır" dedi.

Günümüzde birçok bilim insanları da kesinlikle aynı fikirde.

ABD'de, ulusal bilim bütçesindeki kesintileri ve Trump yönetiminin bilime karşı söylemleri, bütçe kısıtlaması bilim insanlarını ve halkı protesto yürüyüşü yapacak şekilde, harekete geçirdi. Bilim adamları, öğretmenler ve diğer bilim destekçileri, ocak ayında,  kadınlar ise mart ayında benzer şekilde Washington'da bir protesto gösterisi düzenliyorlar. Hareket büyüdü ve dünyada metropol şehirlerde de yüzlerce protesto gösterileri düzenlenmesi bekleniyor.
.
Protestocular, “bilimin temsil ettiği her şey için yürüyoruz.” diyorlar. Toplumun her katmanında kanıta dayalı karar verme, akıl, açık görüşlülük için haklarını arıyorlar. Tıpkı Einstein gibi.

Protesto 170'den fazla bilimsel organizasyonun desteğini alsa da, katılımcı bilim adamları arasında ateşli tartışmalar devam ediyor. New York Times, bir jeoloğun protesto yürüyüşü hakkında, “Şüpheli bir jeolog” yazdığı gibi, diğer bilim insanları hakkında da "Bilim adamları, sadece [...] kültür savaşlarında kaybeden başka bir gruba hizmet etmektedir.” yorumuyla protestolara karşı manşetler atmaktadır. Einstein'ın isyankar yaşamı düşünüldüğünde, “Bilim için yürüyüş” destekçileri, şimdiye kadar yaşayan en büyük bilim adamlarından birinin düşünceleri doğrultusunda, hareket ettiğini,  söyleyebiliriz.

Einstein'ın itaatsiz tavrı on beş yaşındayken okulu terk etmesine neden olmuştu, bu yüzden doğdugu ülkenin vatandaşlığından 17 yaşındayken vazgeçti. Artık otoriter Alman okulları ve nefret ettiği militarizmle hiçbir ilgisi olsun istemiyordu.

Bunun yerine Einstein İsviçre'deki Zürih'teki Politeknik'i ziyaret etti ve bir İsviçre vatandaşı oldu. Mezun olduktan sonra, 1905'te görelilik ve kuantum teorisi üzerine yaptığı devrimci çalışmayı yazdığı sırada da Bern'de bir patent bürosunda çalışıyordu.

Einstein, Berlin Üniversitesinde ünlendiği yıl olan 1914`e kadar Almanya'ya dönmedi. Daha sonra güneş tutulması gözlemlenerek muhteşem bir şekilde 1919 yılında teyit edildi ve o zamandan beri evren anlayışımızı şekillendiren Görelilik ve Yerçekimi hakkında fikirlerimiz gelişti.

Almanya`da 1920 yılında teorileri için “Sahte haber” başlığı atılmaya başlanmıştı bile. Einstein aldığı sayısız ölüm tehditlerine karşı tek yaptığı tedbir, yolda yalnız giderken kalabalıktan uzak durmaya çalışmaktı. Hatta, Görelelik kanunlarını, nazi partisi ve destekçileri “Yahudi sapıklık” olarak kınadı.  

Ancak tehditler onu susturmadı. Bunun yerine, dünyadaki istismarlara karşı konuşmak için yeni keşfedilen şöhretini defalarca kullandı. “ Bir zamanlar, kötülüğün karşısında kötülük, düşündüğüm için, kendimi onların suç ortaklıkları gibi hissettim" dedi.

Einstein, 1933'te Londra' daki Royal Albert Hall'da “Bilim ve Medeniyet” isimli konuşmasında, militan milliyetçiliği kınadı. 1929'da milliyetçiliği  "İnsanlığın Kızamıkları" olarak nitelendirdi.
Ayrıca kapitalizmi sorguladı.1931 yılında yazdığı "şiddeti (...) sosyal sınıf farklarını sebep gösterilmesine rağmen ben yine de haklı bulmuyorum  Herkes tanrısallaştırıldı, bir kişi olarak, kişiliğe ve emeğe saygı yok sayıldı." dedi.

Irkçılıkla mücadele etti. 1937'de Afrika kökenli Amerikalı şarkıcı Marian Anderson, Einstein'ın yeni memleketi olan Princeton, New Jersey'de bir otel odasından yoksun ve yalnız bırakıldığında ve Einstein ve Elsa evlerine davet etti.

Einstein atom bombası projesinde rol oynamadı. Fakat 1945 yazında, Başkan'a, Manhattan Projesi bilim adamlarıyla görüşmeyi tavsiye eden bir mektup daha yazdı. Roosevelt mektubu okuyamadan önce 12 Nisan'da öldü. Einstein Japonya'nın Hiroşima kentine bir atom bombası düştüğünü, ağustos ayında öğrendiğinde, sadece fısıldayarak: "Aman Tanrım." diyebildi.

Hayatının geri kalanında yorulmadan, ısrarla, nükleer silahların uluslararası denetim altında tutulmasını savundu. Atom çağında, savaşın bir çeşit delilik haline geldiğini savundu.
Sadece Einstein'ın bugünkü siyasi atmosferinde ne söyleyeceklerini tahmin edebiliriz. Ancak daha hükümet darbesi dönemine olan tepkisini biliyoruz: 1950'lerin anti-komünist histerisi içinde olan halk ve politikacılar, Einstein`a “herhangi bir entelektüel” deyip, küçümsediler.

Einstein hakkında, Washington Post ve New York Times da dahil olmak üzere ülke çapında gazetelerde öfkeli yazılar yazıldı, gururuna ve onuruna saygısızlık edildi. Einstein, vicdan ile eğitimi harmanlamış, prensipleri ve öngörüleri ile de unutulmaz bir bilim insanidir. Kişisel hırsları asla vicdaninin önüne geçmediği, her alanda açık fikirli ve cesur olduğu için hala gelmiş geçmiş, en büyük bilim insanları arasında yer almaktadır. Bu sonsuza kadar da böyle devam edecektir.

Özgün Çeviri : İnanç Kaya

Kaynak : http://www.nationalgeographic.de/geschichte-und-kultur/2017/04/darum-hatte-das-fbi-eine-1400-seiten-dicke-akte-ueber-einstein

Mühendisler Ahtapottan Esinlenip, Kamuflajlı Robotlar Yapacak

Hayvanları doğal ortamlarında gözlemek için, bilim adamları bazen robotlar kullanır. Fakat yine de bu konuda acemice kamuflaj yapılmış olduğu için, görünür ve böylece hayvanları korkutur. Ahtapotlar, daha iyi kamuflaj yapabilmemiz için harika yollar gösterdiler.


Ahtapotlar sadece akıllı sayılmakla kalmaz, aynı zamanda kendilerini mükemmel biçimde kamufle edebilirler. Bilim adamları hayvandan birkaç hüner alarak yeni, bir materyal geliştirdiler. Yeni kamuflaj ile hayvan gözlemleri daha kolay olabilir. Fakat aynı zamanda askeri uygulamalar da kullanımı mümkün olduğundan sonuçlar heyecan yarattı.



New York, Cornell Üniversitesi'nden James Pikul liderliğindeki bilim insanları, silikon içinde esnek, ancak gerilebilir bir lif ağını geliştirdi. Silikon cilt şişirilirse görünür şekle gelen robot yaptılar. Araştırmacılar "Science" dergisine sonucu paylaştılar. Makaleye göre; Sistem, şişen nesnenin, şişirilmeden önce etrafına sarılan bir balona benzer şekilde çalışılıyor.


İtalya'nın Pisa kentindeki Sant'Anna İleri Araştırmalar Okulu'ndan Cecilia Laschi, "Bilimsel" bir yorumda "Sonuçları etkileyicidir. Örneğin, hayvan araştırmalarında robotlardaki bu teknolojilerin uygulama alanlarını çok geniş. Yumuşak robotlar, çevreye uyum sağlayarak kendilerini gizleyebilirler. Bu, onların doğal yaşam alanlarında birçok türe yakınlaşmalarını sağlar. Kamuflaj, aynı zamanda askeri robotlarda da kullanıla bilinir." yazdı.


Suni kamuflaj üretiminde önemli bir iş birliği ortağı, Woods Hole'daki (Massachusetts, ABD) Deniz Biyolojik Laboratuvarından Hanlon ve ekibi,. ahtapotların, kendilerini gizlemek için çevreye uyum sağladıklarında, derisindeki değişimin, neler olduğunu araştırdı.


Böylece, Hanlon ve ekibi ahtapot derisinde papillerin (kabarcıkların), siğil benzeri yapılarının işleyişini açıkladılar. Bu yapılar, ahtapotu, kaldırıp alçaltabiliyor. Hanlon`un yaptığı açıklamaya göre, "kabuksuz yumuşakçalar olan ahtapotların, temel savunmaları şekli, değişen derisidir."


Bundan ilham alarak mühendisler, üç boyutlu bir yapıya dönüşebilen iki boyutlu bir materyal geliştirdiler. Pikul, "Mühendisler yumuşak, esneyebilen malzemelerin şeklini öğrenmek için çeşitli yollar geliştirdiler, ancak kolay, hızlı, güçlü ve kontrol edilmesi kolay bir hale getirmek istediler ve bunun için ahtapotlar ilham oldu" dedi.


Bu malzeme, şişirildiğinde iki farklı yapıya sahip olan bir membran (bazal zar) oluşturur: Saf silikon yüzeyleri önemli derecede gerginken, iplik örgüsüyle olanlar oldukça sağlam dururlar. Elyaflar ahtapot kaslarının görevlerini devralır, silikon deriyle kıyaslanabilir.


Hava pompalanırken, yapay papillalar (kabarcıklar) kurulur. Lifler ise yapıya şekil ve istikrar verirler.


Pikul ve meslektaşları ilkeyi diğer uygulamalara aktardılar. Böylece uygun şekilde kesilmiş örgülü bir bitki kurdular. Şişirildiğinde, yaprakları taklit eden bir yüzeyden bir yüzey daha yükseliyor. Mühendisler, hatta taş şekillerini bu şekilde yeniden üretebildi. Bundan sonra doğal ortamdaki canlılar çok daha iyi gözlemlenecek. Askeri alanda ise bu teknoloji, ordulara üstünlük kazandıracaktır.


Ayrıca, ahtapotların ve bazı canlıların kamufle olabilmek için kullandığı başka bir özellik olan “renk değiştirme” ye de baktılar: Mühendisler, bundan da ilham aldılar. Bu efekti, ışık yayan, akımın tek yönde akmasına izin veren bir yarı-iletken elektronik devrelerden (diyotlardan) yapılan, gerilebilir bir ekranla elde etti.


Özgün Çeviri : İnanç Kaya
kaynak ; http://www.spiegel.de/wissenschaft/technik/kuenstliche-haut-ingenieure-gucken-sich-tarnung-fuer-roboter-bei-kraken-ab-a-1172826.html

İlk Ağaçlar Neden Öldü


İlk ağaçların iç yaşamları modern mirasçılarından daha karmaşıktı. Bu da uzun süredir olmayışlarının, yok oluşlarının sebebi olabilir. Çünkü bu karmaşıklık, kendi büyümelerini kendileri için zorlaştırdı ve yok olmalarına sebep oldu

Çinli araştırmacılar, ülkenin kuzeybatısında, çok iyi korunmuş,bir ilk ağaç türü fosili buldular.
Buldukları fosil, yeryüzündeki ilk ağaçlardandı: Çin'in kuzeybatısındaki araştırmacılar şimdi daha çok, 300 milyon yıllık kütüklerden oluşan, yeni fosiller de keşfettiler.


"Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları" in  dergisinde, bu kütüklerin nasıl iyi korunduğundan, yaptıkları araştırma sonucuna kadar birçok konuya değinen bilgileri yayınladılar.On iki metre yüksekliğe ulaşabilen fanlı taç hurma ağaçları da yazının içinde yer aldı.

Bu cladoxylopsida grubundan ağaçların, bir türün kalıntılarına Xinicaulis lignescens denir. 390 milyon yıl önce ülkeyi fethetmişler ve dolayısıyla doğal tarihin anahtar bir safhasını başlatan ilk ağaçlar olmuşlar. Yeryüzünü ve atmosferini de kararlı bir şekilde değiştirmişlerdir.

Fosil kütüklerinden biri 70 santimetre kalınlığındadır ve 374 milyon yıllıktır. Hücresel yapı çok iyi korunmuş. Dolayısıyla, ilk ağaçların iç işleyişleri ile ilgili ipuçları elde edilebildi. Verileri değerlendiren Çin Bilimler Akademisi`nden Hong-O Xu bu ilk ağaçların günümüzdeki gibi tek bireysel iplikçikten oluşmadığını, “yüzlerce bireysel iplikçiklere” sahip olduklarını artık kesin olarak bildiklerini ifade etti. Bu iplikçikler sırayla, suyun bitki boyunca taşınmasını sağlayan odunsu bir hücre dokusu olan ksillemi içerir.

Bununla birlikte, iplikler günümüzdeki ağaçlar gibi, merkezde değil.  Daha modern ağaçlarda, halka şeklinde bir doku tabakası kalınlık büyümesi adı verilen genişlikte büyümeyi dengeler. Fakat ilk ağaçlarda ise, küçük şeritlerin her birinin kendi halkaları vardı ve bu yüzden dış kabuk ağaç genişliğinde dengeyi sağlayamadı ve dış kabuğunu devamlı parçalanmak zorunda kaldı.

Belki de böyle bir handikapla yetişmek çok zordu. İlk ağaçlar ( cladoxylopsi) da, Neanderthal zamanları, sonunda kayboldu ve Archaeopteris modern ağaçların atasıda ilk ağaçlardan kalan boşluğu kısa sürede doldurarak, ülkeyi fethetti.

Özgün Çeviri : İnanç Kaya

Fotoğraf: Hong-He Xu

Tüm Zamanların En Büyük Uçan Hayvanlarından Biri

70 milyon yıl önce, şu anda Moğolistan'da olan topraklarda, büyük bir pterodactyl yaşıyordu. Kanat genişliği modern bir hafif uçak kadar büyük bir ucan hayvan.

70 milyon yıl önce, Titanosaurlar ya da Mosasaurs gibi suyun kıyısına sadece karada yaşayabilen devler değil, gökyüzünde, bulutların arasından gelen bu tür dev kuşlarda yaşıyordu. Kanat açıklıkları on iki metre olan kuşların, bu özelliği, onları bütün zamanların en büyük, uçan hayvanları yapmıştır.


Bilim adamları, hayvanın büyük boyutlarını öne çıkaran şimdiye kadar isimsiz türlerin boyun omurgalarına rastladılar. Hayvanlar sadece uçmakla kalmayıp, aynı zamanda kanat kemikleri yardımıyla da dört ayak üzerinde ilerleyebiliyorlardı. Av tercihleri ise küçük dinozorlardı.

Demek ki bu bölgeden çok sayıda küçük dinozor dolaşıyordu. Fosil bulgular bu teoriyi destekliyor. Yetişkin bir zürafa büyüklüğündeydiler. Yerde, ayakta duran, pterosaurların boyu, yaklaşık altı metre yüksekliğindeydi.

Bulgulara göre, şu ana kadar Doğu Asya'nın ilk örneği ile karşı karşıya kalan uzmanlara göre, bu, pterosaurların daha önce bilinenden çok daha da yaygın olduğunu göstermektedir. Cretaceous'un sonunda dinozorların sonu ile birlikte geldi.

Özgün Çeviri : İnanç Kaya
Kaynak : Kaynak : http://www.spektrum.de/news/eines-der-groessten-fluggetiere-aller-zeiten/1515679

Venüs'te Yaşam İzleri Bulundu

  Venüs'te Yaşam İzleri Bulundu 450 dereceden fazla sıcaklığı bulunan, güneş sisteminin yaşama en düşman gezegeni Venüs`te, nasıl olurda...